NUSAYRİLİK (Arap Aleviliği) NEDİR ?

NUSAYRİLİK (Arap Aleviliği) NEDİR?

Nusayrilik (Arap Aleviliği) Nusayrilik
güneş, ay ve yıldızların kutsal
sayıldığı, özellikle Ali, Muhammed,
Selman üçlemesini inancın merkezine
alan, Sünniliğin çok uzağında
olup, Şiiliğe kısmen biraz daha yakın
duran bir yapıdadır. Fakat tipik bir
12 İmam Şiiliğinden çok farklıdır.
Çünkü bu heterodoks akım pagan
inançlar ve özellikle Hıristiyanlıktan
da izler taşır. Öncelikle vurgulamalıyız
ki, Nusayrilerin dinleri gizli, yani
batıni bir niteliktedir. Kur’an ayetlerinin
bir zahiri, bir de batıni anlamlarının
olduğunu savunurlar. Nusayrilikte
şeklen görünen ile o şeyin
gerçek içeriğinin farklı olduğu, derin
bir- anlamının olduğu vurgulanır ve
bu konuda ancak yetirin lcişilerin yorumlarının
mümkün olabileceği belirtilir.
Köken olarak Nusayri adının nereden
geldiği konusunda çeşitli görüşler
yardır. Kimilerine göre bu ad
Nasrani’lerden, yani Hıristiyanlardan
gelir. Bir başka görüşe göre ise Hz.
Muhammed, Hz. Ali ve Ehli Beyte
yardım ettikleri için onlara “Ansar”
denilmiştir. Emeviler döneminde de
onlarla alay edilerek küçükyardımcı!ar
anlamına gelen Nusqyri!er denmiştir.
Bu görüşü genelde Nusayri şıhları
(şeyhleri) savunur. Bir diğer görüş
ise, 1 1 . İmam Hasan El Askeri’nin
müridi olan Muhammed İbni Nusa-
yr’dan geldiğini savunur. Gerçekten
de Muhammed İbni Nusayr, Caferi
mezhebinde değişiklikler yapmıştır.
Bu değişikliğin özünde ise, Hz.
Ali’nin diğer halifelerden daha üstün
olduğu yatmaktadır. Nitelcim Nusayri
kaynakları da bunu doğrulamaktadır
ve bu durum nedeniyle kendilerınin
kötülendiklerini, görüşlerine
“guluv” adını verdiklerini belirtirler.
Nusayriler, “gulat” adıyla bilinen bu
Ali sevgisinin abartılışını haklı görürler
ve bu durumun (suçlandıkları
gibi) Ali’yi tanrılaştırmak olmadığını
belirtirler. Arap ve Avrupalı araştırmacıların
özellikle vurguladıkları konu
ise, Hz. Muhammed’in amcasının
oğlu ve damadı olan Hz. Ali’nin, bu
inanç içinde ilahi bir konumda olmasıdır.
Diğer bir deyişle, bu inançta
Hz. Ali’nin tanrılaştırılması söz konusudur.
Bu durum genel olarak Anadolu
Alevilerinde, hatta Şii mezhebinin
taraftarları arasında görülen
Ali sevgisini, hatta abartılı Ali sevgisini
aşan bir nitelik taşımaktadır.
“Gulat” olarak bilinen aşırılık geleneğinin
en ileri temsilcilerinin Nusayriler
olduğu düşünülmüştür. Buna
göre, Hz. Ali’nin Kufe’de verdiği
hutbe, Ali’nin tanrısallığı manasında
yorumlanmıştır. El yazmalarında geçen
ve topluluk tarafından kabul
edilerek eğitim aracı olarak kullanılan
bu metinde Hz. Ali açıkça Tanrı
olduğunu söylemektedir:
“Ben ilahi sebepleri elinde tutamın
ve cennetin sırlarını bilenim.
Yıldızları ben sererim ve bulutları
ben toplarım. Dünyanın ve dağların
sarsılmasını ve hazinelerin yüklerinin
ortaya çıkmasını sağlayan benim. Kıblede
yaşayan ve Kabe’nin efendisi
olan benim. İblisi öldüren, nesilleri
art arda yok eden benim. Neleri
gösterip neleri gizlediğinizi ve neleri
harcayıp neleri sakladığınızı bilen benim.
Semaları yüksekte tutan, karaları
seren ve düz durmalarını sağlayan,
ağaçları diken ve büyümelerini
sağlayan benim. Kaderlerin, felaketlerin,
ihtarların, İslam’ın doğuşunun
ve kafirliğin kaynağını bilen benim.
Yoldan çıkan bir kuzuyu, yoldan çıkan
fakat bir kılavuz tarafından
doğru yola götürülen bir topluluğu,
onların yeniden dirilmelerini ve kıyamet
gününe kadar neler olup bittiğini
bana sorun. Her vakitte ve her
dönemde yenilenen benim. Peygamberleri
çağıran ve onları gönderen
benim. Resullerin delalet ettiği ve ilahi
kitapların birliğini bildirdiği benim.”
Nusayriliğe asıl şeklini Muhammed
İbni Nusayr’ın öğrencilerinden
Hüseyin Bin Hamdan El Hasibi
vermiştir. Bugün de Arap Alevileri
kendilerini “Hasibi dinine mensup”
olarak adlandırırlar. Fakat bu tanımlamayı
çok seyrek olarak ve yalnızca
“yola girenlerin” yanında yaparlar.
Genelde sırrın başlangıcı olan bu ad
pek ağza alınmaz. Onun yerine çok
daha kapsayıcı olan “Alevi” kavramı
kullanılır. Alevinin kim olduğu sorulduğunda
ise, Ali’yi seven olduğu
belirtilir. El Hasibi, IVtabul Mecmu
adlı eseri ile Nusayriliğin temel lmrallarını,
ayinlerini, bayramlarını belirlemiştir.
Buna göre topluluğun içinden
erkekler on yaşından sonra
sır saklayabileceklerine kanaat getirilirse
bir. mürşide teslim edilir. Mürşit
onu belirli esaslara göre eğitir ve
şeyhin huzuruna çıkmaya hazır hale
getirir. Aday huzura çıkar ve IVtabul
Mecmu’yu ezberlediğine kanaat geti-
Nusayrilik
rilerek yola girmiş olur. Artık yetişkin
bir erkek sayılır. Selamlaşması,
hal-hatır sorması beklenir. Bu tören
bir nevi erişkinlik töreni gibidir. Bu
tören, tıpkı Anadolu Alevilerinde
olduğu gibi Cem tiireni olarak adlandırılır.
Fakat Nusayriler bu törene
kadınları asla almazlar. Dinin içinde
kadınların rolü yoktur. Nusayri inancında
kadınların dinsel yükümlülüklerinin
olmadığı kabul edilir ve bu
nedenle sır onlara verilmez.
Nusayrilerde Hıristiyanlık etkisi
çok açıktır. Törenlerinde şarap kullanırlar.
Ali, onlara göre Tanrının cisimleşmiş
(inkarnasyon) halidir. Ruhun
sürekli dolaşımına inanırlar ve
törenlerini tam bir gizlilik içinde dışa
kapalı olarak yaparlar. Arapça ayn,
mim ve sin harfleriyle sembolize
edilen Ali, Muhammed ve Selman
üçlemesi de, Nusayrilikte bir sır olarak
erkek çocuklara öğretilir. Bu üçleme
Hıristiyanlıktaki teslisi, babaoğul
ve kutsal ruh üçlüsünü andırır.
Ayrıca Nusayriler yıldızlara önem
verirler. Buna göre gökteki yıldızlar
yerdeki yıldızlarla özdeşleştirilir. Hz.
Muhammed’in “benim sahabem gökteki
yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız
sizi menzile ulaştırır. Ben ilmin
şehriyim, Ali de onun kapısıdır” sözleri
onlar için önem taşır. Yerdeki
yıldızlar sahabelerdir. Onlar zaman
ve mekan değişimine karşın gökteki
yıldızları mesken edinirler ve tüm insanlara
kılavuz olurlar. Nusayrilerdeki
bu inancın onlara Keldanilerden
geçmiş olabileceği düşünülebilir.
Nitekim Keldaniler de beş gezegene,
Merih, Zühre, Zuhal, Müşteri ve
Utarit’e ilahi nitelikler atfederler. Ayrıca
bu beşlinin dışında Güneş ve Ay
da ilahların özel tecellileridir. NusayNusayrilik
rilerde Sahabelerin davranışları iklimlere
ve mevsimlere benzetilir.
Dünya nasıl gökteki yıldızların etkisinde
kalıyorsa, toplum da yerdeki
yıldızların etkisi altına girmektedir.
Tıpkı Keldanilerde olduğu gibi Nusayrilikte
özellikle önemsenen beş
sahabe vardır:
Miktad Bin El Esved: Tabiat olaylarını
ve depremleri kontrol eder.
Ebu Zerril Gifari: Yıldızların hareketini
yönetir.
Abdulah Bin Revaha: Canlıların
hayatlarını idare eder.
Osman Bin Mahzun: Rızk ve
hastalıklarla uğraşır.
Kanber Bin Keydan: Ruhları cennete
gönderir.
Hz. Muhammed ve Hz. Ali de
Güneş ve Ay’ı temsil ederler. Benzer
şekilde Keldaniler de Güneş ve Ay’a
ilahların özel tecellileri gözüyle bakarlar.
Mana (Allah) olan Ali, İsim
olan Muhammed’i yaratmıştır. O da
bab (kapı) olan Selman’ı yaratmıştır.
Bu üçlü sistem, qyn, mim ve sin harfleriyle
sembolize edilir. Yukarıda belirttiğimiz
beşli ise Bab’ın, yani Selman’ın
yarattığı çocuklardır.
Keldani l(ilisesi’nin yaptığı “Kuddas”,
yani ekmek-şarap ayini Nusayrilikte
de “I<ıddes" olarak geçer ve önem v-erilen bir dini bayram-kutlama şekline dönüşmüştür. Bilindiği gibi Hıristiyanlıkta mezheplerin ortaya çıkmasına sebep olan en büyük amil, İsa'ya ilişkin tutumların farklılaşmasıyla ortaya çıkar. Örneğin Nasturiliğin kurucusu Nastur/Nestorius' a göre İsa hem Tanrı, hem insan olmak üzere iki tabiatlıdır. Meryem bir insan anası olmakla beraber, İsa sonradan tanrısal bir özellik göstermiştir. Bu Antakya İlahiyat Okulu' nun görüşüdür. Buna göre İsa'nın ilahi ve beşeri vasıfları ayrı tabiatlar taşımaktadır. Nastur'a göre de ilah ve insan olarak İsa bunları birleştirmiştir ve Mesih olmuştur. Mesihin haça gerilmesiyle de ölüm onun insani yanında gerçekleşmiş, ilahi yanı varlığını korumuştur. Nusayrilikte de Ali hem peygamberin amcasının oğludur hem de halife ve imam olarak tarihsel bir kişi, dolayısıyla insandır. Fakat aynı zamanda o ilahi bir varlıktır da. Ali'nin hem insani hem de tanrısal niteliklerle anılması ve bilinmesi Nusayri inancının en belirgin özelliğidir ve bu durumun Keldanilerdeki İsa figürü ile benzerliği açıktır. Nusayriliğin bir başka önemli özelliği ise, dini bayramların oldukça fazla olmasıdır (1 O'un üzerinde bayram vardır) . Bu bayramlardan bir kaçı İslami-Şii kökenli, bir tanesi Fars kökenlidir. Diğerleri ise tamamıyla Hıristiyanlıktan alınmış olan bayramlardır. Zaten son derece az ve taraflı olan kaynaklarda oldukça yetersiz olarak aktarılan bu bayramların hangi tarihlerde yapıldıkları (bazıları Hicri, bazıları Miladi bir periyod izler) , kökenleri ve sebepleri Q