Laik Eğitimi Kurmak Kimlerin Görevidir

Prof. Dr. Server Tanilli

Ön­ce, acı bir ger­çe­ği ha­tır­la­ta­lım: Tür­ki­ye’de la­ik dev­let yı­kıl­mış­tır; la­ik­lik bir anıdır yal­nız. Din ders­le­ri­nin li­se­le­re va­rın­ca­ya de­ğin zo­run­lu ha­le ge­ti­ril­di­ği, şe­ri­at okul­la­rı­nın ol­du­ğu, dev­let adı­na fet­va çı­ka­rıl­dı­ğı, Ana­ya­sa­nın da­ha ilk sa­tı­rın­da «kut­sal Türk dev­le­ti» de­yip dev­le­te «kut­sal­lık» ya­kış­tır­dı­ğı bir ül­ke­de, ar­tık la­ik dev­let­ten söz edi­lemez. Ana­ya­sa­nın ora­sı­na bu­ra­sı­na ser­piş­ti­ril­miş «la­ik», «la­ik­lik» ke­li­me­le­ri so­yut­ta ka­lan kli­şe­ler­dir an­cak.  Y­azarın sö­zü­nü et­ti­ği teh­li­ke ger­çek­leş­miş, atı alan Üs­kü­dar’ı geç­miş­tir ne ya­zık ki!

Ko­nu­muz, Tür­ki­ye’de la­ik dev­le­ti, gi­de­rek la­ik eği­ti­mi ye­ni­den kur­mak­tır.

Bu ise «de­mok­ra­tik dev­let» kur­ma mü­ca­de­le­si­nin bir par­ça­sı­dır. Unut­ma­ya­lım: Demok­ra­tik bir dev­let, ay­nı za­man­da din­le bağ­la­rı­nı kes­miş bir dev­let­tir, an­cak böy­le bir dev­let­ten la­ik­lik bek­le­nir ve din­sel ge­ri­ci­li­ğe kar­şı mü­ca­de­le is­te­ne­bi­lir. Bir yan­dan de­mok­ra­si adı­na kav­ga ver­dik­le­ri­ni söy­le­yip, öte yan­dan ger­çek an­la­mıy­la la­ik­li­ği sa­vun­ma­yan­la­rın de­mok­rat­lık­la­rı ha­va­da ka­lır; he­le, ik­ti­da­ra gel­dik­le­rin­de okul­la­ra «tefsir» ve «ke­lâm» ders­le­ri ko­ya­cak­la­rı­nı söy­le­yen­le­rin ar­ka­sın­dan koş­tuk­la­rı düpedüz bir şe­ri­at dev­le­ti­dir.

He­men be­lir­te­lim: şe­ri­at ve de­mok­ra­si, uz­laş­maz kav­ram­lar­dır bun­lar

Şe­ri­at­çı her eği­li­min, de­mok­ra­si ve dü­şün­ce öz­gür­lü­ğü­nü ne den­li ateş­li sa­vu­nur­sa sa­vun­sun, as­lın­da  bir de­mok­ra­si düş­ma­nı ol­du­ğu­nu gör­mek zo­run­da­yız.

Devlet dine, dinsel kurumlara, cami ve benzeri kuruluşlara tek bir kuruş bile harcamamalı ve bu yoldan elde edilecek- ve birkaç yıl sonra bugünkü rayiçle milyarlarca liraya ulaşacak- büyük meblağlar, sanayileşme yatırımlarına ayrılmalıdır; ayrıca İslamcıların, alt dincilik amacıyla devlet kurumlarına soktukları, üstelik işinin ehli olmayan şişirme kadrolar ayıklanmalı, böylece dinin ve dincilerin kaydırılmasına son verilmelidir.

Bunun gibi, yine böyle laik bir devletin bulunduğu demokratik bir toplumda, bugün Ceza kanunu ile yasaklanmış (m.175) tanrıtanımaz ve din karşıtı her türlü görüş ve propaganda serbest olmalıdır.

Laik eğitimi gerçekleştirme bakımından ise yapılması gerekenler şunlar: Üniversitedeki İlahiyat öğrenimi dışında, devlete bağlı bütün okullarda dinsel eğitime son verilmeli; bu cümleden olmak üzere de, devletin mali yönden desteklediği İmam Hatip okulları, her türlü dinsel okul ve kurslar, devletin görev alanından çıkarılıp ilgilenen kimselere bırakılmalıdır.

Okul­lar­da din ders­le­ri­ne son, Şe­ri­at eği­ti­mi­ne son!

 

Özetleyelim: Laikliğin geçerli olmadığı bir İslam toplumunda demokrasi rafta kalır; Laik eğitimin bulunmadığı bir toplum düzeninde de inanç özgürlüğü yoktur. Çağımızın gerçekleridir bunlar. Öyle olduğu için de, ülkemizde gerçek demokratlıkla laik devlet, giderek laik eğitim adına mücadele iç içedir; biri, ötekini tamamlar.

Türkiye’nin aydınlık yarınları, işte bu mücadeleden doğacaktır.

 TOP­LU­MU DA OKU­LU DA KUR­TAR­MAK  GE­RE­KiYOR!

Ne yapmalı?

Kur­tu­lu­şu­mu­zun yol­la­rı, çağ­daş ta­ri­hi­miz­de iz­le­di­ği­miz ana çiz­gi­nin an­la­mın­da giz­li:

Biz, iki yüz yı­la yak­la­şan bir sü­re­dir, bir «Ay­dın­lan­ma» ha­re­ke­ti için­de­yiz; çağ­daş dün­ya­da «ba­ğım­sız, de­mok­ra­tik ve la­ik bir top­lum» kur­ma­nın kav­ga­sı­nı ve­ri­yo­ruz; bu kav­ga, bu­gün ulaş­tı­ğı aşa­ma­da, baş­ta şu iki şe­ye de kar­şı­dır ve çağdaş­laş­ma adı­na da kar­şı ol­mak zo­run­da­dır: Ka­pi­ta­liz­me ve em­per­ya­liz­me! Cum­hu­ri­ye­ti ku­ran­lar da, bu Ay­dın­lan­ma­nın doğ­rul­tu­sun­da ola­rak, «fik­ri hür, ir­fa­nı hür, vic­da­nı hür» ku­şak­lar ye­tiş­tir­mek is­ti­yor­lar­dı; onun en ya­şam­sal ön­lem­le­rin­den bi­ri olan «la­ik­li­ği» ka­bul et­miş ve eği­tim­de olan­ca ti­tiz­lik­le uy­gu­la­mış­lar­dır. Top­lum­da kök­lü dö­nü­şüm­le­re git­me­den, eği­ti­mi tek ba­şı­na bir kur­ta­rı­cı ola­rak gör­mek gi­bi bir ya­nıl­gı için­dey­di­ler kuş­ku­suz; ama ona top­lu­mun en ya­şam­sal so­run­la­rın­dan bi­ri ola­rak bak­manın er­demini de taşıyorlardı…

« La­ik eği­tim », Tür­ki­ye’de Ay­dın­lan­ma­nın bir za­fe­ri­dir. Ül­ke­miz­de, 1950’ler­den baş­la­ya­rak iş­te bu çiz­gi­ye iha­net edil­miş, bu ül­kü­ye kar­şı çı­kıl­mış­tır.

Top­lum­da, em­per­ya­lizm­le iş­bir­li­ği içi­ne gi­ren tu­tu­cu, gi­de­rek ge­ri­ci sı­nıf ve züm­re­ler ik­ti­da­rı ele ge­çir­me­nin yo­lu­nu bul­muş; ba­ğım­sız­lı­ğın ka­le­le­ri­ni em­per­ya­liz­me tes­lim eder­ken, o ka­le­ler­den bi­ri olan eği­ti­mi de ona peş­keş çek­mişler­dir.

1950’ler­le baş­la­yan çö­zü­lüş, 12 Ey­lül’­le tam bir iha­ne­te dö­nüş­müş­tür. Tür­ki­ye’nin ser­ma­ye sı­nı­fı ve onun hiz­me­tin­de­ki­ler için amaç, «ba­ğım­sız, de­mok­ra­tik ve la­ik bir top­lum» de­ğil­dir; ya­rın­lar için de, «fik­ri hür, ir­fa­nı hür, vic­da­nı hür» ku­şak­lar dü­şün­mü­yor­lar.

Dü­şün­dük­le­ri «ço­ğul­cu bir top­lum» ve onun in­sa­nı için eği­tim de­ğil, «tek tip top­lum», «tek tip in­san» ve onun için eği­tim­dir. On­lar, ya­şa­dık­la­rı ça­ğa ka­pa­lı, yüz­le­ri ge­ri­ye dö­nük in­san­lar, bo­yun eğ­miş, ses­siz yurt­taşlar is­ti­yor­lar; da­ha doğ­ru­su, yurt­taş de­ğil­dir dü­şün­dük­le­ri, « kul » arı­yor­lar em­ret­me­ye. Okul­la­rı yö­net­mek için de, bir « seç­kin­ler» top­lu­lu­ğu ye­tiş­tir­mek ge­rek. Tür­ki­ye’de eği­ti­min ge­lip du­rduğu nok­ta bu­dur.

Eğitimi, en ilkel bir kapitalizmin cangılında metalaşmaktan kurtarmak, nimetlerini -çerçevesi gitgide daralan- bir azınlık yerine, kitlelere götürmek; bunu yaparken de çağa ve aydınlığa açmak; kısacası, onu Aydınlanma hareketimizin doğrultusunda, yeniden «bağımsız, demokratik ve laik bir toplum» yaratma hedefine yöneltmek ve böylesi bir toplumu yaratacak insanları, «fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür» kuşakları yetiştirmek.

İşte yapılması gereken!

Bunu gerçekleştirecek olanlar da, bu toplumun çağdaş tarihi boyunca hiçbir zaman tükenmemiş ilerici, demokrat ve devrimci güçleridir; onların iktidarıdır ki, toplumu karanlık güçlerden kurtarırken eğitimi de kurtaracaktır ve eğitimi kurtarırken de insanlarımızın önüne geleceğin ışıklı yollarını açacaktır. Umudumuz onlarda. Öyle olduğu için de, onların birliği ve beraberliği, şu içinde yaşadığımız yıllarda, geçmişte olduğundan çok daha fazla zorunlu, çok daha fazla yaşamsal.

Ey Türkiye’nin ilerici, demokrat ve devrimci güçleri, görev başına!