Halk Ozanlığı Geleneğini Almanya’da Sürdüren HACI CIRIK’LA SÖYLEŞİ

Halk Ozanlığı Geleneğini Almanya’da Sürdüren
HACI CIRIK’LA SÖYLEŞİ

Mesafeler bazen uzasa da, insanlar yüz yüze tanışamasalar da, ortak duygular, sevgiler, aşklar insanları buluşturuyor.
Uzun yıllardan beri Almanya Berlin’de yaşayan Hacı Cırık’la bugüne kadar bir araya gelmek kısmet olmadı. Ama ozanlık geleneğini şiirleriyle sazıyla, özüyle yüreğiyle sürdüren çok sevgili halk ozanı Hacı Cırık’la yaptığım söyleşiyi ilginize sunuyorum.
Bu söyleşiyle; Onun çok yönlü dünyasına doğru yolculuk ederken çağımızın büyük ozanı Mahzuni Şerif’in de beslendiği coğrafyaya, kültüre ve onunla ilgili anılara da yönelmiş olacağız…

Sizce Halk Ozanlığı” neyi ifade ediyor?

Çok kısa olarak söylüyorum; duyduklarını, gördüklerini, bildiklerini her şart altında söyleyendir.

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz?

Köyde doğdum, büyüdüm.

En çok hangi ozanların şiirlerinden etkilendiniz?

Pir Sultan, Sümmani, Mahzuni ve İbreti Baba, Güzel Perişan ve Perişan Ali, Aladeli yakından ilgilendiğim canlarımızdı. Bektaşilik ve Alevilik üzerine yazılmış kitaplar okudum.

En çok okuduğunuz ya da dinlediğiniz kitaplar hangileridir?

Bizde kitap okuma köy odalarında Cemlerde olurdu. O nedenle çok sayıda kitap okudum. Gençliğimde Karacaoğlan, Köroğlu, Dadaloğlu ve diğerleri; Hüsniye, Aslı İle Kerem, Leyla ile Mecnun gibi kitaplar okurdum. Ortaokuldan sonra lisede okuduğum kitaplar değişti. Pir Sultan’ı tanıdım ve devamı siyasi kitaplar elime geçtiği an okudum. Okuduğum kitapları başka arkadaşlara verirdim, hep öyle olurdu.

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız?

Bağlara, yaylalara ve çiçeklere söylerdim. Bir gün ortaokul son sınıftı ilk aşk sevgi şiirimi yazdım. Şiirim hiç unutmadığım.

SAR DEDİ BENİ
Nasıl unuturum böyle güzeli
Kolun açtı bana sar dedi beni
Yaklaştım yanına tutuştu eli
Aşk ile sevgide gör dedi beni

Tutuştu içimde ateşi yandı
Güneş gibi doğan gerçek bir andı
Şirin dudağından bir buse sundu
Yaklaştı yanıma sor dedi beni

Gönlünü almadan sevda selinin
Aşkına doyulmaz taze gelinin
Sırma saçlı uzun ince belinin
Seyreyle halimi yor dedi beni

Fezali bu sevda yürekte kalsın
Aleme aşikar görenler bilsin
Gönlümde açılan ebedi gülsün
Uzattı güllerin der dedi beni

Hacı Cırık

Bade içme gibi bir durumunuz oldu mu? Sizce size bu ilham nasıl geldi?

Bu ilham bana; evimizdeki muhabbetin samimi havasında olmasından geldi. İnsanların arasındaki sevgiden beslendim, dürüstlüklerindeki ciddiyetin ikrarından içtim.Daha sonraları şiir anlayışımda içerik olarak değişti hayat değiştiriyor.

KENDİMİ GÖRDÜM

Sokakta dolaşan âleme baktım
Her biri birdünya kendimi gördüm
Damla damla olup deryaya aktım
Baharı içinde kendimi buldum

Cancana olanlar ediyor sohbet
Kimisi kötüyeoluyor bir set
İnsanın devranı devamı her fert
Direnen yanında kendimi sordum

Bir şeye başladım kalmasın yarım
Dik duruş eğilmez yanında varım
Haksıza engelim gerçekçi yerim
Halkça paylaşıma kendimi sardım

Fezali insanlık benim şerefim
İpe gitsem dahi doğruyu derim
İnsanlığa heder olsun bu serim
Yoldaşca yaşamda kendimi bildim

Hacı Cırık

Ozanlıkta bağlamanın yeri nedir? Sazsız ozanlık olabilir mi? Bağlama dışında bir çalgı kullanıyor musunuz?

Bağlamanın; Ozanların,Âşıkların kitle ile iletişiminde önemli bir yeri var.Ozanlar sazsız olamazlar. Şiir, deyiş yazan, sazı ile de söyleyene Ozan denilir.Bağlama aslında Alevilerin kitabı (KUTRET) Hristiyanların Roma imparatorluğunun gazabına uğramasından sonrada kalanının İslam’ınEmevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun baskıları ile ortadan kaldırışının yerine geçen ve insanın gönlü ile vicdanının beyninin sesi olan TELLİ Kuran olmuştur. Ve okunacak en büyük kitap İNSANDIR, cümlesinde yerini bulmuş, sesimiz olan bağlama bizlerin dilindeki söyleme eşlik eden vaz geçilmezimizdir.

Şiir yazarken özendiğiniz, örnek aldığınız, ozanlar kimlerdi?

Pir Sultan başta,geleneği yaşatan tüm diğer şair ve ozanlardan da ilham aldım.

Dünyaya bakışınız, insan, tabiat hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

Dünya, evren içinde bir parça, madde. Bende o maddenin içinde bir zerreyim, var olandan oldum.Devri daim olmayada devam edeceğim.

Şimdiye kadar katıldığınız yarışmalar hangileridir?

Yarışmaların yapıldığı kurumlar belirli amaç için yapılıyor genelde o kurum ve egemen olan kurum veya kişilerin adına onay alarak ödülleniyor.Bu nedenle genelde yarışmaları onaylamıyorum, bu nedenle katılmadım.

Aldığınız herhangi bir ödül var mı?

45 yıldır kamu adına karşılık almadan sosyal hizmetlerde bulundum, hizmet verdim bu konuda sertifikalarım var.İş yeri ve işçisınıfının sorunları üzerinde yakınımda olan bana ulaşabilenlere ve ilkokulda veli çalışmalarıda çok yardımlarım oldu. Üyesi olduğum dernekteki sosyal sorunları olanlarla dayanışma çalışmalarım oldu.Bu konuda ödül adına çalışma yapmadım. Maksadım insanlarla daha yakından ilişki kurmak amaçlı oldu. Benim ödülüm hizmetini yaptığım insanların gönülden teşekkürü oldu, beni mutlu eden buydu.

Yayımlanmış kitabınız var mı? Kasetiniz var mı?

Ortaklaşa canlarla bir kitabımız var; Kapitalizme Başkaldırı, adında kitap çıkardık ve 34 şiiri olan bir mp3 CD var,yirminin üzerinde şu ana kadar dostlar tarafından seslendirilmiş şiirlerim var.Bu şiirler için herhangi bir talepte bulunmadım.Tek isteğim şiirlerimde (FEZALİ) mahlasımın okunması oldu.

YA ERENLER

Erenler bu devran böylemi gider
Bu mülkün sahibi neden sorulmaz
Kimlerin uğruna canımız heder
Bu işin gerçeği neden görülmez?

Hak yiyen yanına kalmasın bir şey
Haram yiyen bakan başımızda bey
İçindeki çığlığı bu sesleri duy
Ürütenin hakkı neden verilmez?

Doğruyu güzeli hakkı bilmeli
Alın teri olan Hakk’a ermeli
Adalet makamı karar almalı
Yolsuza cezalar neden yazılmaz?

Fezali görevli bundan kime ne?
Dik dur onurlu ol çekme sinene
Sanmaki gelirsin düyaya yine
Haksızlık kökünden neden yıkılmaz

Hacı Cırık

1963 yılında yorganım sırtımda ilk defa Adana’ya çalışmak için gelmiştim. UzuntaşKöprüsü’nünetrafı yorganları sırtında insanlarla doluydu ilk geceyi orada geçirdim. Adana’daki tarlada su baskının çekilmesi için benim o işçilerin erzaklarını, yevmiyelerini yazmak onların çalışmaları için gereken araç gereçleri temin etmekle görevliydim.Orada çalışan işçilere söylediğim şiirim.

AĞ BEYLER İÇİN

Adana’nın bereket dolu ovası
Beli bükük ırgat,ağ beyler için
Nemli olur gece baskın havası
Akıyor Seyhan’ı ağ beyler için

Sökülür tırnağı tarla işinde
Hasret kokar daha çocuk yaşında
Dert dava eksilmez garip başında
Hayatı yıkılır ağ beyler için

Çiftliğin işleri bitmek bilmiyor
Sona ermiş ömrü yüzü gülmüyor
Fezalim emeği yara sarmıyor
Çekiyor çileyi ağ beyler için

Hacı Cırık

Türk Tarihi hakkında bilgi sahibi misiniz?

Bu konuda ırk,köken beni fazla enterese etmezdi.Sebebi evimizdeki sohbetlerde İnsan olma insan kalabilmeyi konuşurlardı ve yetmiş 72 millet diye bir şeyin sonradan oluştuğunu duyardım.İnsanın ırkı insandır, derlerdi.İşte bu duyumlar beynimin bir yanında her zaman var oldu.Kısacası tarih okuyup araştırmadan Pirlerimizin sohbetleri benim dağarcığımı doldurmuştu.

İslam Tarihi hakkında neler biliyorsunuz?

İslam’da diğer dinler gibi doğmatik insanlar tarafından oluşturulmuş ve insanlara kılıç zoru ile savaşarak katliamlar yaparak kendini kabullendirmiş bir dindir. Savaş nimetlerinden imparatorluklarını yaşatmışlar savaş nimetlerini kullanarak hayatta kalmasını sağlamıştır. Toplum için hiçbir üretimi, bir icadı olmamış kuru dualarla halkı razılığa, kaderciliğe mahkûm edip uyuta gelmiştir.Şu an en yaşlı inanç, din Budist en genci ise İslam’dır.Hepside kendilerini topluma kılıçla, savaşla kabul ettirmişler ve daha bu günde dini savaşlar illegal yürütülmektedir.İnsanlığın gelişmesinde en büyük engel olmaya devam ediyor.Var bu dinler emekten, zayıftan yana haklının yanında yer aldıkları görülmedi bu günde olduğu gibi.Oluşumları dahi mualladır. Düşünün yukarda kimsenin erişemediği görünmeyen,doğmayan, doğurmayan, yemeyen, içmeyen ölmeyen vs. ilahi bir güç var.Ne hikmettir,yarattığı kulların ne yaşayacağını doğmadan alınlarına yazar.Bu kulları için kitap hazırlar o kitabıda okuryazar olmayan elçisine gönderir.İşe buradanbaktığın zaman bunu içinde mantık ve aklın olmadığımeydanda. Bunun başka açıklaması nasıl olur bilenler anlatsın benim görevim dışına çıkıyor.

Anadolu Aleviliği hakkındaki fikirleriniz, bilgileriniz nelerdir?

Anadolu Aleviliği babamın bana öğretilerinden anladığım öğrendiğim şeydir. Biz Aleviler Ahiri ve Zahiri Ali’deniz, derdi. Yani insanlık var olduğundan bu güne varız, derdi. Var olan inançlardan daha öncede var olduğumuzu söylerdi.İnsanlığın varlığı ile var olan bilimsel bir inançtır.Dogmatiklere karşı bir kalkan olan aydınlık özüyle Alevilik asırlardır insanlara düşman, öcü gösterilmiş ve kıyımlara katliamlara uğramıştır.Haksızlığı özü itibarı ile kabul etmeyen haklının yanında yer alan, bu yapısı çıkarcı egoistler tarafında kabul görmemiş,yok edilmesi içinde fetvalar çıkarılarak yakılmış öldürülmüşlerdir.Alevilikteki (MA) kültürü bu günde içimizde vaz geçilmez yapımız olmasına rağmenhaklılığını yaşatamıyoruz.Hâkimiktidarlar öldürerek yok edemedikleri Aleviliğieğitim sistemlerinde İslamlaştırarak beyinlerde öldürmek istiyorlar.Her ne olursa olsun Alevilik köklü bir kültür ne yaparlarsa yapsınlar köklü kültür hiç bir zaman yok edemezler.Azaltırlar güçsüzleştirirler ama yok olmaz insanlık var oldukça oda insanlıkla var olacaktır.Merkezinde en büyük değerin insan olduğu ve o insanda her şeyin mevcut olduğunu geninde simgelemiş bir bilimsel inanç yok olmaz her tarihte olduğu gibi bundan sonrada yeniden filizlenir.

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir?

Hz. Ali İslam’ın sadık savunucusu Emeviimparatorluğunun başarılı savaşçısı ve İslam halifesidir.
İslam’ı kuralları hayatında dört dörtlük uygulamış ve çok evliliği hayatında yaşamış,küçük yaştaki evlilikleri dahi onaylamış İslam’ın diğer halifeleri gibi yaşamış güçlü kalkanlı kılıçlı Emeviİslam’ınsavaşçı olarak tarihe geçmiştir.

Kerbelâ ve Hz. Hüseyin için neler söyleyeceksiniz?
Niçin tüm Alevi – Bektaşi ozanları Kerbelâ için matem şiirleri yazmışlardır?
Kerbelâ Olayı size ne ifade ediyor?

Kerbala H. Hüseyin in fikrinin sahibi olduğunu fikrinin doğruluğu konusunda boyun eğmeyen var olaniktidarı ele geçirmek için direnen örnek bir İslam lideri.
Alevi ve Bektaşi Ozanlarının hayatta kalabilmek adına sahip çıktıkları, Kerbela matem için yazdıkları deyiş ve nefeslerin başka bir nedeni anlamı daha var.Ehlibeyt ailesinin haksızlığa uğradığını var sayarak sahip çıkarak varlıklarını sürdürmelerinde bir vesile olmuştur.Ama ne yazıkki buda Alevilerin yanmasına kırılmasının önüne geçememiş çara olmamış.Buna rağmen yakılıp kesilmişlerdir.Emeviimparatorluğundaiktidarolma savaşınınmalubu ile galibinin paylaşım savaşıdır. H. Hüseyin’e yapılan bu katliamı Aleviler yıllar sonrada olsa o konuda üzüntülerini devam ettirmişler. Bu Kerbela’dan sonraki Alevi kırımlarını unutan ve bu günün Kerbelası’nı görmekten aciz olan biz Aleviler 1450 yıl önceki bizimle gerçekten alakası olmayan katliama yıllardır gözyaşı döküyoruz.

Alevi – Sünni farklılaşması ve Alevilerle Sünniler arasındaki kaynaşma hakkında neler düşünüyorsunuz?

Alevi Sünni inancının bir arada ibadeti Sünnilerce kabul bulmaz mümkün olamaz.Neden siz camide AlevilereSünni olarak sazlı sözlü cem yaptırır ibadet ettireceklerini savunuyorsanız,bunu unutun imkânsızdır. Aleviler kendi dışındaki inançlara tölerasnlı oldukları için hoş görü yapıları gereği onları incitmezler cem evinde bir Müslüman nama duracağım derse bir köşeden onun namazının kılınmasını hoş görürler. Âmâ Sünni’ler Alevilerin kendileri gibi inanmalarını düşünmelerini zorlarlar şart koşarlar. Bu Alevilerin yolu İslam’ın inancı ile her şeyde karşı karşıdırlar. Alevilerin inançlarını yaşamalarının kıstasları ile İslam’ın inançlarının kıstasları ayrıdır bu nedenle inanç konusunda Kaynaşmaları mümkün değil. Birlikte yaşamak ibadet etmek ancak biri diğerini olduğu gibi kabil etmesine bağlıdır. Buda Müslümanlar tarafından kabul görmez bu anlamda yakınlaşmaları aynı çatı altında ibadetleri mümkün değil.Alevi vardan var olana inanır.diğerigörülmeyen bir ilahiye inanır.Alevi benim dinim vicdanım sevgi der. Sünniİslam’ın beş şartını getirir. Bunlarıçoğaltabiliriz.Her şeyi ile ayrı olan iki inanç bir arada olmaları bir arada ibadet etmelerini düşünmek akıl ve mantık dışıdır.

Tasavvuf hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bizde ölmeden önce ölmek olarak tarif edilirdi. Bun konuda ayrı ayrı tarif edenler olduğunu biliyorum. Kâmili insan olabilmek yaşamak bana göre.

Yunus Emre, Seyyid Nesimi, Hatayi, Pir Sultan Abdal gibi ozanların şiirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu değerlerimizin şiirlerini bulundukları ortamın günün haksızlıklarına baş kaldırı olarak ve yol gösterici barışçı olarak değerlendiriyorum. Şah Hatayi’nin önceki şiirleri ile sonraki şiirleri arasında çok önemli farklılar var.Burda şunuda belirteyim Şah Hatayı Alevilerin katliama uğramasında yanlış çağrının büyük rolü olmuştur.Bizim ŞAHIMERDAN anlayışımız Şah İsmail’in ismi ile yanıldığımızın sonucu 50 bin Alevinin kırımı yaşanmıştır tarihi bir hata biz Aleviler için.

Sizce bu isimler neden ölümsüzler arasına katılmışlardır?

Her şart altında bedeli ne olursa olsun ödeyerek doğruları söyledikleri için bizlere önder oldukları bizce ölümsüzdürler.

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir?

Atatürk katliamcı, yağmacı, savaş ganimetlerinden yaşayan Osmanlının çöküşünde öne çıkarak Anadolu’da yaşayan halklara kurtuluş savaşında önderlik yaparak emperyalistlere karşı yaptığısavaşı başarı ile kazanmış. Sınırlarını kabullendirmiş ve ülkede yasalar çıkarak Cumhuriyeti ilan etmiş bir Türk lideridir. Atatürk kurtuluş savaşında yardımın gördüğü Alevilere olumlu yaklaşmamış.Kurduğu bu devletinin iç sorunlarında tek yanlı sorunlara yaklaşmış var olanları görmemiş inkârcı bir siyaset uygulamış. Ve Diyaneti kurarak tek din konusunda kendi kurduğu Cumhuriyetin temeline dinamit koymuş bu gün şahit olduğumuz gerçeklerin gelişmesine katkıda bulunmuş. Atatürk’ü tek yanlı değerlendirmek doğru olamaz yaptıkları doğruları ile yanlışlarını görerek değerlendirmek daha doğru olur kanımca.

Türkiye’nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz?

İç dinamiğini geliştirememiş, eğitimde inanç şu veya bu şekilde ağır basmış. Ülke yüzde yüz İslam gibi hissettirilmiş. Bilime yeteri kadar yatırım yapılmamış. İbadet yapılan camilere yapılan maddi yardım eğitim için yapılmamış. Bugünde aynı. Sık sık darbeler üretilerek sosyal gelişmenin önüne geçilmiş. Gerici kesimler devletten güç alarak ilerici bilime önem verenlerin karşısında engel olarak durmuştur. Daha saya bileceğim birçok konulardan dolayı gelişmemiş.

Sizce bu toplumu neler değiştirebilir?

Bu toplumu demokratik eğitim ile demokratik halk devrimi değiştirir yapılabilinirse.

Sizce demokrasi nedir? Gerçek bir demokrasinin yaşayabilmesinin şartları nedir?

Ülkede ki haksızlıklara karşı fikir beyan edebilme hakkının kullanılabilmesi, var olan milli gelirden ülkede yaşayanların eşit pay alabileceği ve halkları geliştiren yatırımlardan sistemdeki imkânları kullanabilmesi. Devletin halkına olan görevlerini yerine eşit olarak uygulaması ve vatandaşların vatandaş olma haklarını rahat kullanmaları. Bütün yaşam şartlarının mümkün olduğu kadar eşit paylaşılarak yaşam seviyelerinin yükseltilmesi insana yakışır hayata kavuşulmasının kullanılması sağlanmasının uygulamasındaki yaşama demokrasi ortak yaşam ortak yönetim diye bilirim.

Sizce Halk Ozanları toplumsal olarak ne gibi işlevleri yerine getirmişlerdir?

Halk ozanları şiirleri deyişleri ile eğitim vermişler. Birlikte yaşamı paylaşımı kardeşçe bir arada yaşamanın öğretisini yapmışlardır. Halkları kaynaştırmışlar acıyı tatlıyı paylaşmasını öğretmişlerdir. En büyük değerin insan yaşaması olduğunu özellikle vurgulamışlardır. Ben bunları öğrendim.

Çağdaş dünya ve Türk yazarları hakkında neler biliyorsunuz?

Bu soru bana göre daha değişik olmalıydı.Ülkemizde başkaca toplumlardanda yazarlarımız var bu soru onlarıda içermeliydi.Yazarlar konusu çok ciddi bu konuda Çağdaş deyince halktan yana olan, halkların sorunlarını yazıları ile dile getiren, haksız sistemleri yeren yazarlar, her konuda halkının yanında olan onlara yol gösteren aydınlara çağdaş denilir. Bir de yandaş devletçi iktidardakilerin yanında olan yazarlar maalesef böyleleri de ola gelmiştir.

Günümüz çağdaş Türk yazar ve sanatçılarından birisiyle tanışıklığınız var mı?

Av. Ali Yıldırım, Abbas Tan, (rahmetli) Uğur Mumcu Aziz Nesin, Necdet Saraç, İlhan Selçuk, Adil Ali Atalay ve Süleyman Zaman, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya bu canlar Avrupa’ya sık sık geldikleri için yakından tanıdım. Bu canların dışında da çok tanıdıklarım kitaplarını okuduklarım var hepsinin isimlerini yazmayı düşünmedim.

Halk Ozanlığı geleneğinin günümüzde devam ettiğine inanıyor musunuz?

Halk Ozanlığı geleneği bu halklar var oldukça bu geleneklerde devam edecektir.

Hangi ozan ve ses sanatçılarıyla dostluğunuz var?

Mahzuni amcam oğlu aynı evde doğduk büyüdük. Melulu baba, İbreti baba, Aladeli, PrişanAli, Perişan Güzel, Ferhat Tunç Almanya’da ilk defa sahneye kollarında tutarak çıkaran benim Berlin de. Ekmekçi’yi çocukluğundan beri tanırım. Âşıkİhsani, Hüseyin Çırakman, Zülfü Livaneli, Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen, Davut suları… Bunların 1960 yılından itibaren sahnede olanları yakından tanıdım.

Kitap okuyor musunuz?

Ayda bir bazen de iki kitabı gözlerim müsaade ettikçe okuyorum.

Sinemaya, tiyatroya gidiyor musunuz?

Sinemaya yılda birkaç kere olur oda önemli bir konu işlenmişse. Tiyatroyu çokça seyrederim kendimde Almanya Berlin’de TİYATRO ER FAHRUNG ismindeki tiyatroda, Üç Güller isimli tiyatroda oyuncuyum.

Şimdiye kadar kaç Alevi – Bektaşi anma etkinliğine katıldınız?

Almanya’da ulaşa bildiğim anma ve panellerini hiç kaçırmadım hani derler ya kambersiz düğün olur mu işte öyle duyduğum haberim olduğu panellere katıldım, sayısını bilemem.

Halk ozanlarının genel sorunları sizce nelerdir? Çözümlenebilmesi için neler yapılmalıdır?

Halk ozanlarının kendi aralarında örgütlenmeleri ve bir kurum oluşturmaları günümüzde kaçınılmaz. Sorunların çözümü de buradan yapılır.

Halk ozanlığında ne gibi değişmeler yaşanmıştır?

Devletçi ve Halkının Ozanları, diye ozanları ikiye ayrılmış görüyorum.

Toplumun ve devletin halk ozanlarına bakışını, yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devlet Ozanlara kadar uzanırsa Ozan özgür olamaz. Halk Ozanı özgür halkına aittir. Hiç bir parti veya devlet kurumlarında olmamalıdır.

Halk ozanlarının geleceği hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

Zaman o kadar hızlı değişiyor ki, halk ozanı bu durumda her zaman halkçı kalmalı halk ve halkların varlığı devam ettikçe halk ozanlığı da vardır.

Elinizde bulunan ozanlarla, ozanlıkla ilgili kaynaklar hangileridir?

Bana göre Ozanlık ve Ozan olmanın kaynağı halklar varlığı hayatın devamı, yaşamın içindeki doğruların yanında varoluşu esas kaynaktır.

Hangi ozanların, hangi eserlerini biliyorsunuz?

Kitap meraklısı olarak duyduğum gördüğüm Ozan Yazarların kitaplarını takip ettim ve takip etmekteyim.

Halk ozanlarının sorunlarını giderilebilmesi için hangi kurumlar, neler yapabilir?

Kendi kuracakları dayanışma örgütlerinin demokratik kitle kuruluşları ile halkın dayanışmasını sağlayarak sorunlarını giderebilirler. Kimse hak vermez öyle bir şeyde yok.

Dedeler, babalarla ozanlar arasındaki ilişkilerin daha yoğun olabilmesi için neler yapılabilir?

İşin içine devleti karıştırmadan yaşamlarına devam etmeleri en doğrusudur. Kurumlaşmak zorundalar. Dede ve babalar toplum içinde kendi görevlerini yapmalı günümüzün şartlarına uygun hizmetlerini yerine getirmeliler.
Ozanlarda halkın ozanı olarak yollarına devam etmeleridir.
Benim kâbem insan diyen Alevilik; Sünni-Şii İslam dışı, kendine özgün bir inanç öğretisi, insanlık yoldur.
72 millete bir bakmayan bizden değildir diyen Alevilik; Türk Kürt vs. ırkçı milliyetçi, Kemalist vs. değildir.
Yârin yanağından gayrı her şey ortak diyen Alevilik; emekten yana, sosyal paylaşımcı, devrimci sosyalisttir.
Erkek dişi birdir bizde, noksanlık eksiklik senin görüşlerinde diyen Alevilik; kadın erkek eşitlikçidir, kadınlar da Pir postuna oturmalıdır eş başkanlık uygulanmalıdır.
Börtü böcek bütün evren Semah döner diyen tüm varlığı doğayı hak bilen Alevilik; çevreci ekolojik dengecidir.
Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır diyen Alevilik, dogma dayatmacı değil, bilimsel, sorgulayıcı, eğitici, geleceğe, gençliğe yönelik, dinamik, değişimcidir.
Yoğun asimilasyondan dolayı bugün; Alevi yol erkânında köklü reformlar, ’DEVRİM’ gereklidir.

Değerli AYHAN AYDIN, Size çok önemli bilgileri vermiş oluyorum bunların başkaca yerlerde yayınlamasını dilerim aşkile.

Nüfusa kayıtlı olduğu il: K.Maraş
İlçe: Afşin
Köy: Berçenek

Berçenek, K.Maraş ilinin Afşin ilçesine bağlı bir köydür.Doğusunda Çomudüz köyü ve Alemdar köyü, güneyinde Elbistan-Afşin Termik Santralı,Çolhan ve Yazıbelen köyleri, batısında Kangal İnci Köyü, kuzey-batısında Tanır nahiyesi bulunur. Elbistan ve Afşin ovasını çevreleyen batıda Atlas ve Binboğa Dağları, kuzeyde İtkıran Dağı, doğuda Sultan Yaylası’nın etekleri, güneyinde Nurhak Dağı etekleri ve Şar Dağı ile çevrili harita içinde yer alır. Kuruluş tarihi yeni olmasına rağmen ova ve dağlık köylerinde çok tanınmış bir köydür.

Köyün ismi;Aşiretin Hozat Barginek Köyü’nün anısına ve köyün(Berçenek) kuzeyinde bulunan tuzluk kayasındaki tuzlukların bulunduğu kaya üzerindeki oluşmuş çanaklara verilen ‘Beriçanak’ isminden esinlenerek Berçenek olarak Konulmuştur. Bu kayaların hemen dip kısmında bulunan su kaynağına Bodur pınarı derler. Biraz daha aşağıda Taşköprü vardır. Karasüleyman denen çayırın kaynayan suyu bu derecikten akar. Berçenek’denTanır’a giden bu yol üzerinde bulunan Dere Köprüsünün adı Taşköprüdür.
Köyün kuzeyindeki İtkıran Dağı eteklerinden başlayarakBerçenek özüne BerçenekÖzü’nün Hurman Suyu’ndaTanır’dan gelen Bağlik’le birleştiği yere kadar bayır altı dere üstü tepe düzlük bir arazi üzerinde yerleşmiş. Bodur pınarından başlayan kaynaklar şu isimleri alır; Baş pınar, Kuyu, Pekpınar, Cırcır, İnsafkuyusu, CivcikHacı Kuyusu, YürepteKörbayramın kuyuları sırasında Körpınar, CırıkbabanınTarlası ve biraz üste DurnaPınarı, köyün doğusunda Çomu Yolu, ÇılbakMerası’nın başladığı yer yukarı Cılbak-Aşağı Cılbak olmak üzere kaynak suları vardır.
Köy kuruluşunu yapanlar Avuçan ocağından gelen aşiret Hacibektaşa bağlıdır. O dönem Hacı Bektaş’dan gelen babalar olurdu bunun yanında Malatya, Darende ve Sivas’tanda dedeler geldiler. Köye ilk gelenler Avuçanlı ocağına bağlı olanlar tam dört dörtlük Bektaşi kültürünü sergilemişler. Onları takip eden Şakir baba, Cırık Baba, DarandeliTayyer Efendi’den el tutmuşlardır. Bu el tutmanın çok kısa bir geçmişini anlatmak isterim. Tayyer Efendi belliki yaşlı taliplerini görmekte zorlanıyor.

Berçenek’teki, talipler toplantı yaparlar toplantıda beş kişinin Darende’yeTayyerEfendi’ye gitmelerine karar verirler. (Hasan Hüseyin Baba’nın oğlu)Alirıza Efendi (Bulut), Şakir Baba, Cırıkbaba ve iki ismi hatırlayamadığım erenler Darende’ye giderler. AkşamüzeriTayyerEfendi’nin evine misafir olurlar. Gelen misafirler yerlerini, alırken Tayyer efendi diğer odada normal üstünü giymek için odadan çıktığında orada bulunan küçük 10 ve 12 yaşındaki torunu gelen misafirlere “Dedem bu gün sizin geleceğinizi söyledi.Dedem sizin geleceğiniz yola baktı akşama gelirler” dedi. “Ne için de geldiniz?” deyince. Ayağa kalkarlar saygı gösterisi yaparlar. O akşam muhabbetteTayyer Efendi o gelenlerden Alirıza Efendi’ye el verir emaneti gelenlerin huzurunda teslim eder. Alirıza Efendi de birlikte gelenlere sorar ve sorumluluğu üslenir.
BerçenekTürkmenleri 1880 ve 1960 yılları arasında Aleviliği gerçek anlamda yaşarlar.Kış ayları o yıllar çok uzun olurdu bir metre karın yağdığına bende şahidim. Işte bu kış aylarında köye Hacı Bektaş’tan ve diğer yerlerden baba ve dedelere aylar süren toplantı,cemler yapılır semahlar dönülür, Kardeşlik musahiplik gelenekleri bunun yanında suçlular arınır toplum baharı dayanışma birbirlerine yardım ederek karşılardı..
Köyün kuruluşundan itibaren köye birçok göçler gelir. Köye gelenler içinde Sünni olan aileler de vardır. Zamanla köy nüfusu çoğalır. Köye uzak yerlerden doğudan da aşiretler gelmeye başlarlar. İlk gelenler Cırıklı, Fatişler, Kocalar, Alhaslar, Durmuş, Civcikler,Savranlar ve Daşolar. Arada tek aile olarak gelenler olur ve köye çoban olarak gelenlerden ALİBEŞİK çok ünlü hatırı sayılır bir değerli can, insanlara kendini kabul ettirmiştir. Köy yolu üzerindeki yolun sağ tarafında mezarı bulunmakta. Bu babanın birçok değerli sözleri var köyün gidişatından bazı şeyler sezinlemiş olmalı ki; Bir cemaatte derki “Bir gün gelecek Hunu Berçenek olacak Berçenekte Hunu olacak”. Bu sözü yeri geldikçe CIRIK baba misal verir Alibeşik anılırdı.
Uzun yıllar Berçenek’te her evde bir saz, cura, bağlama olurdu. Tabi cemler yapılır semahlar dönülürdü. Hunu’da ise şah diyenin dili kesilir keskin şariat yasaları hayatta geçerli idi.
Zaman geldi MahzuniBerçenek’den dünyaya ışık tuttu. Ama Berçenek’te semah- saz-söz de bitti. Hunu’da ise saz öğrenmeyen kalmadı. Bu gerçeği ALİBEŞİK görmüştü. Bu sonradan gelenlerden erenlerin iki mezarıda Allas Hüseyin’in evinin hemen dibinde bu iki ermişlerde Berçenek’te kalmak isterler. Bu konuda ileri saflarda daha geniş yer vererek tanıtma imkânı olacak.
Berçenek köyü aslında belalı bir köy.Köyün kuruluşunda köyün arazisi boş kır- yazı olması köye gelenler acısında işletmeye hazır arazi bu arazinin sahibi olmaları için çok anlamlı yapısı var. Köye yerleşen kişiler boş araziyi tarla yaparak işlemeye başlarlar. Elbistan ağa kadir oğulları köyün yerinde yerleşimi duyuyorlar. Bu adam ellerinde belirli tapu ve hüyüklerin ismi yazılı tapu belgesi getirip köylüye gösteriyorlar. Arazi işletebilirsiniz köyde kalabilirsiniz Araziden çıkan hasılata ortak payımızı vereceksiniz derler ve köylüyü haraca bağlarlar.
Bu haraca bağlanma MemetKaye (Mahzuni’nin dedesi)in muhtarlığı döneminde köylünün bir hasat zamanı ağanın köye geldiğinde ağayı köyden kovarlar ve o sene haraca bağlanan köy bu zulümden kurtulur. Ağa boş durmaz Köyü mahkemeye verir, köylü işgalci olarak zanlı durumuna düşürülür. Koca Durmuşaslan’ın muhtarlığında okuryazar olmayan durmuş amca yanlış bir imza atar. İş o imza ile köyün arazisi iyice olumsuz bir konuma girer.1963 yıllarında Durmuşali Kul’un muhtarlık döneminde de aynı ağa köylü tarafından pataklanır. Her geçen gün daha da kötüye giden bu durum bu dava iki kere de temize gitti. En sonunda köylünün ve ağanın Avukatlarının bulduğu bir çözümde anlaşılır. Köye bir değer biçilir o bilir kişi kararını her iki taraf da kabul ettiler. Köy seksenbin liraya alınmış olur ve böylece dava kapanır.Tapukadostro köye gelip herkesin arazisini tapulaştırır. Bu olay üzerine Mahzuni ”Satılıyor berçenek” türküsünü söylenmiştir.

Berçenek’li FEZALİ (Hacı Cırık)

BERÇENEK!!!

(Tarlacık) kırk yıldan sonra tarihe karıştı. Köylülerin isteği üzere köy muhtarı köyün eski ismi olan BERÇENEK ismini almak için yaptığı müracaat yerinde bulundu. Köyümüz Berçenek köyü olarak kayda geçti.

Hiçte alışamadığımız ”Tarlacık” isimi geldiği gibi gitti. Günümüzün PİRSULTANI MAHZUNİ türküleri ile bütün dünyaya tanıttığı BERÇENEK gerçek yerini buldu.
Berçenek’liler ”Tarlacık” isminden kurtuldular ama aslında köylünün esas daha ciddi sorunu: AFŞİN ELBİSTAN TERMİK SANTRALI!
Bu iki Termik santral Elbistan ve Afşin halkı’nın geçim kaynağı. Çevre köy ve kasabalardan çalışanlar olduğu gibi Türkiye’nin diğer bölgelerindende çalışanları var. Bu Termik santrallar ‘da üretilen elektrik tabiki ülkenin ihtiyacı olan elektriğini karşılıyor.

Bu anlamda Elbistan başta olmak üzere Afşin Göksün’de hareketli bir yaşam gözle görülür. Bu saydıklarıma itirazımız olmasa gerek, bunu kim onaylamazki. Bu saydıklarım perdenin önünde gözle görünen, elle tutulan övüne övüne her zaman hesabı tekrar tekrar yapılanlardır.

ESAS SORUN Benim belirtmek istediğim: O bölgede yaşayan insanların ve çevrenin hayatı konumu, yani sağlığı önemlidir. Santralların kuruluşu arifesindeki halka verilen hükümet eden ve diğer partilerden görevli ve sorumlu insanların, altını çizerek kulaklarımıza tıkarcasına söyledikleri vaatlere bakarsak, bu güne kadar yüzde doksanının yerine getirilmediğini görebiliriz. Bizim yüce değerli halkımız çok duyarlı aynı zamandada çok unutkandır. Sorumlu yöneticiler halkın bu özelliğinden çok iyi faydalanmasını bilirler. Seçimlerle başa gelen her yeni hükümet edinen partiler bir öncekinin çalgısını çalarlar, yüce halkımızda her zaman olduğu gibi bir ümitle onları alkışlarlar. Bu yukarda anlatmaya çalıştığım devri âlem bilindiği gibi sürer gider.

Burada çok önemli esas mesele, şu her iki Termik Santrala üç kilometre yakında olan köyümüz, yani asrımızın OZANI MAHZUNİ’nin köyünden örnek vermek istiyorum. Benim susuz köyüm/ yolsuz köyüm/ Tozlu köyüm/ diye adlandırdığı dillendirdiği köy. Bu gün bu köy Kömür tozu kömür zehri saçılan havası bozuk, kömürün zararından aslan payını alan köyüm diye şiir yazardı.
Yanan kömürün külünün döküldüğü yerle Beçrenek’lilerin evlerinin arasında tam iki kilometre mesafe var. Bizim bu bölgede kalbi denen güneyden kuzeye doğru esen yelimiz varya işte o zaman gelin Berçenek’in halini görün. Bu olay kar yağdığında dahada belirgin olarak görülür.

Bu köyün günahı neydi? Kömürün külü Halil ağanın arazisine dökülerek, ağanın arazisi istimlak ediliyorda kül döküldü diye, peki neden bu köyün kül yığınına birleşik olmasına rağmen o arazi istimlak edilmiyor. Burada yaşayan insanların hayatı hiçmi önemli değil? Nerede devletimizin vatandaş sorumluluğu, yüksek ses tonları ile halka vaatte bulunan yetkililer sözlerini laf olsun diyemi söylediler. Yüce halkımız bu insanları alkışlarken onlara olan duyguları neden su istimal ediliyor. Bizim halkımız gerçekten saygılı ve aynı zamanda sabırlıdırlar.
İstiyorlarki devlet büyükleri sorumlu merci ve mevkiler bu acı ve ciddi gerçeği görsün ve çare bulsunlar. Bu saymaya çalıştıklarım sadece bir köy örneği, bunun yanında diğer çevre köylerinde durumu aynı bunu anlamamak mümkün değil.
BAŞKA BİR KONU: Berçenek köyünde köy halkı çocuklarının okutmayı, tahsil, sanat ve zanaat edinmelerini tercih etmezler mi? Bu insanlar var olan bütün imkânlarını kullanarak çocuklarını sanat sahibi yaptılar. Sanat lisesi ve normal lise mezunu gençler var bunların bir kısmı başka bölgelerde iş aramak için köyü terk ettiler, bir kısmıda köyde mevsimlik iş oldukça çalışıyor.

Mademki bu köy halkı bu zehri ciğerlerinde soluyor, peki neden köyünden uzaklarda iş aramak için köyü terk ediyor. Köyden iş nedeninden göç edildiği için köyün okulu kapanmakla yüz yüze kalıyor. Sonbahar ayında Berçenek’de on hane kalmıyor onlarda ihtiyar ve bir yerlere gitme şansları yok. Yüz hanenin üstündeki köyün bu gün durumu böyle. Bu yürekler acısı olayı öneme dikkate alabilecek devletin hiç mi bir makam sorumlusu, yürekli, vatanını milletini seven görevlisi meydanlarda görülmüyor? Bu sorunlar aynı zamanda diğer çevre köylerin de yürekler acısı sorunudur.

Kaza ve köylerde yaşayan yerleşik halk başkaldırmıyorçünkü her hükümet edinen partilerin vaatlerinden hala ümitleri var ve uzak yerlerden gelen halktan insanlar oradan geçimini sağlıyor. Bu iki önemli neden dolayı kömürün isinden pisliğinden zehrinden gelen birçok sağlık sorunu yaşayan insanlar yalınız kalıyor. Ortam böyle anlamsız sorumsuz ‘denge’ içinde idare ediliyor. BUNA çözüm elbette baş kaldırı ilk pilan olmamalı bunu gönül istemez. Yanan kömürün bacadan etrafa gas yayılan kirliliğin modern flitlerle bir taraf edilmesi mümkün, bu denenmeli. İkinci çözüm; kömürden gerçekten zarar gören köylerin arazisi istimlak edilerek o insanlara başka yerlerde yaşam hakkı verilmeli. Üçüncüsü; Bu kötü olaydan zarar gören çevre yerli insanlarına o işletmede iş imkânları sağlanmalı. Bunlar akla gelen ilk çözümlerdir. Daha iyisini bilenler devreye girmeli bu halka acı veren olumsuzluğu ortadan kaldırmak Devletimizin, hükümetimizin ve hepimizin görevi olmalı.

ELBİSTAN, AFŞİN ovasında yaşamış ve yaşamakta olan değerli insanlarımızın yetiştirdiğiTürkiye çapında ve dünya çapında değerli evlatları var. Bizim pehlivanlarımız ünlüdür. Şiir yazar, fıkracı ve birçok marifetli insanları olduğu gibi ASRIN PİR SULTANI ünvanını almış halk ozanımız MAHZUNİ ŞERİF’imiz var… İl ve ilçelerimizde yaşayan bizler bu varlıklarımızla elbette gurur duymak hakkımızdır.
Şu son üç senedir Berçenek’te etkinlikler oluyor. MAHZUNİ ŞERİF’i anma törenleri yapılıyor. Bu etkinliklere birinci de dört bin, ikincide on beş bin, üçüncüde ise kırk bini aşkın insanımız bir araya gelerek dayanışmayı, birlikte türkülerimizi söylemenin yapılabilir olduğunu gösterdiler.

Bu etkinlikler insanların bir arada kavgasız severek, kültürünü yaşamayı onun özünde bulunan dostluğu tattılar.
BERÇENEK yüz elli yıllık kuruluşundan bu güne kadar içinde olduğu gibi çeveresinede iyi geçinmeyi, dostça yaşatmayı hizmet bilmiştir, bunun aksini söylemek mümkün olamaz. Burada şu mesajı vermek istiyorum:
İlimizin valisi, kazamızın kaymakamı, belediye başkanları ve köy muhtarları, bunun yanında halka hizmeti hak bilen görev bilen parti ve sivil demokratik kitle örgütleri halkla elbirliği içinde Mahzuni’yi anma törenlerini Mahzuni’ye yakışır bir şekilde yapalım. Mahzuni’nin felsefesinin özüne uygun anma törenlerini onbinlerce kişinin ayakta sabır ve sevgiyle alkışladığını, görmemek mümkünmü, bu anma törenini inşallah bu sene daha iyi bir yer zemin hazırlayarak gerçekleştirelim.

Bu bir barış, içinde yaşamanın yarışı olmalı. Gelecek günlere, gençliğimize en iyi vereceğimiz miras barış olmalıdır. Daha da coşkuyla kutlama, anma törenlerinde buluşmak ümidi ile Mahzuni hayranları, sevenleri, ona gönül verenler; daha da güçlü, birlik, kardeşlik içinde Berçenek’te buluşmak ümidiyle hepinizi Mahzuni adına yürekten selamlarım.

Berçenek’li FEZALİ (Hacı Cırık)
~ * ~
KARADUMAN

Kara duman Elbistan Afşin ovası
Sar dağı Binboğa yasa bürünmüş
Haram olmuş ovaya kışı yazı
Sar dağı Binboğa yasa bürünmüş

Geliyor santralı alırlar karın
Gelecek nesile karanlık yarın
Tutulmuş boğazı kapalı burun
Sar dağı Binboğa yasa bürünmüş

Atlas görünmez oldu kara duman
Santrala bağlanmış bütün güman
Bu gidişle halkın hali çok yaman
Sar dağı Binboğa yasa bürünmüş

Sıra sıra santral kurulur neden
Sevinir cepler doldurup kar eden
Fezali sahipsizdir kime ne den
SardağıBinboğa yasa bürünmüş

Bu şiirimle Afşin Elbistan çevresi devlet yetkililerine ve duyarlı insanlarımıza çağrı yapıyorum.
Kömür işletmesi işlesin ama bacalarına takılması gereken filtreleritakılsın. İlerde insan olmayan ova konumuna düşmeyelim saygılarımla…

Berçenek’li Hacı Cırık

Kişisel Sorular…
Köyünüzdeki hane sayısı: Aslında 80 hanelik ama şimdi devamlı yaşayanlar 20 hane, 50 nüfus.
Şehre göç edenlerin sayısı: 60.
Köyde konaklama yeri var mı? Varsa kaç kişiliktir? Yok.
Köyünüzü çevreleyen Alevi / Bektaşi köyleri:
Çevre köylerin dini inanışı (Adet olarak)
i. Alevi ( )
ii. Bektaşi ( )
iii. Alevi – Bektaşi ( 2)
iv. Sünni ( 20)
v. Çepni ( )
vi. Tahtacı ( )
vii. Türkmen ve Kürt ( x)

Varsa Piriniz hangi ocaktan gelir? Aguiçen Can Baba ve HaceBektaş’dan

Civar köylerdeki türbe, dergâh var mı? Var.

Kaç yaşındasınız?76

Mesleğiniz ya da işiniz nedir? Torna/ tesviyeciydim, şimdi emekliyim…

Öğrenim durumunuz nasıldır? K. Maraş sanat lisesi

Bir Alevi ocağına bağlı mısınız? Hayır.

Küçüklüğünüzde ve gençliğinizde cemlerde bulundunuz mu?

Her cemde semahın başta dönenlerdendim. Kış ayları uzun olurdu dedeler gelirdi üç ay köyümüzde evden eve toplanan canların sözü sohbeti cemi her gece olurdu.

MAHSUNİ ŞERİF
HACI CIRIK

Değerli Canlar, Mahzuni’yi en iyi şekilde yine Mahzuni anlatmaktadır. Ben bunun bilincindeyim. O’nun deyiş ve sözleri fırtınalı, onurlu bir yaşamın, bir destanın en güzel belge ve kanıtlarıdır. Ben o’nunla birlikte oynayıp düşmüş, o’nunla ağlayıp o’nunla gülerek büyümüş bir yakını olarak burda sizlere, bilmediğinizi tahmin ettiğim bazı noktaları aktarmak istiyorum.

DOĞUM TARİHİ:
MAHZUNI ŞERİF’in Maraş/Afşin kazasının Berçenek köyünde, 1940 yılınında dünyaya geldiği bilinir. Bu tahmin şu gerekçeye dayanarak bilinmekte:Büyük amcamız Şerif’in ölümü 1940 ın ocak ayına düşer. Mezar taşında da ölüm tarihi taşa kazılarak yazılı. Ölen amcamız da saz yapar çalar ve şiir söylermiş. O’nun adının yaşatılması adına Mahzuni’ye vefat eden amcamızın ismi Şerif verilmiş. Mahzuni’nin amcamızın ölümünden kesin günü bilinmeyen ama kısa zamanda doğduğu söylenir. Bu ayın büyük ihtimalle Şubat mart olmasının bir başka göstergesi de
Karların erimekte oldugu ayın içinde olması tahmin edilmekte.

ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ:
Mahzuni’nin küçük amcası Pehlil (Fezali Baba) Mahzuni’nin kendisiyle çok yakında ilgilenirdi. Bunun en büyük nedeni Şerif adının ağabeyinin adı olmasıydı. Fezali Baba çok güzel sazlar yapar şiir yazar ve bağlama çalar. Mahzuni’yi yanından ayırmayan Fezali Baba Mahzuni’ye çok küçük yaşta saz çalmasını öğretir. Olağan üstü bir öğrenme kabiliyetine sahip olan Mahzuni duyduğu, gördüğü her şeyin taklitini yapar köy odalarında insanları eğlendirir ve söylediği türkülerlele insanları dinlendirirdi.
Biz amca çocukları da Mahzuni’yi sessizce ve hayranlıkla dinlerdik. Kendisine gösterilen bu yakınlığı çocukluğumuzun verdiği kıskançlıkla ama dışa vurmadan yaşadık. Mahzuni köyümüzün o günkü çocukları içinde en hareketli olanıydı. Büyüklerden gördüğü musama bir anlamda onu şımartıyordu. Köyün çocuklarını başına toplar oyunlar kurar bizlere suç işletirdi. Damların oluklarını kırdırır ve bağlara bostanlarda saldırtır fakat yaptırdığı bütün bu işlerden dolayı Mahzuni’ye söz söylenmezdi.
Onu kimler görse başını okşar gözlerinden öperlerdi. Söylediği türkülerden ve yaptığı taklitlerden dolayı kutlarlardı. Çok iyi söyledin, iyi yaptın diye onu şımartırlardı. Mahzuni çocukluğunu çok özgür yaşadı bizlerden fazla imtiyazlara sahipti. Büyüklerin yanında köy odalarında daima amcasının yanında oturur büyüklerin sohbetlerinden nasibini alırdı.
Mahzuni çamurdan kil’den traktör ve hayvan figürleri yapardı. Ağaçlardan şekiller yapardı. Biz o’nun bu el yapımı eserlerini alır saklardık. O zamanlar oyuncaklar pek bulunmazdı. Babası Zeynel amcam el sanatında ustalığı ile bilinirdi hanımlar ve gençler için ‘çamız’ ve diğer hayvan boynuz ve kemiklerinden taraklar ve hayvan-çiçek figürleri yapardı. Biz Zeynel amcamızın yanından ayrılamaz onun çalışmasını hayranlıkla izlerdik.
Zeynel amcam Eski yazıyı iyi okurdu. bizlere o uzun kış günlerinde cenk ve diğer kitaplar okurdu. Onun okuma saatinde biz çocuklar eksiksiz amcamın etrafında toplanır onu dinlerdik. Mahzuni eski ve yeni yazıyı bizden daha önce öğrendiği için oda cemaat içinde kitap okur ve daha önce okuduğu kitapları bizlere anlatırdı. O’nun bu anlatımı öyle canlı ve renkli bir şekilde geçerdi ki biz o konunun sanki bizim köyde geçmiş olduğu kanısına kapılırdık. Bu anlatımlada kendi şiirleride eksik olmazdı.
Dedim ya Mahzuni çocukluğunu ve gençliğini çok özgür yaşadı o’nun boş gezindiği görülmezdi. Yaşlı insanlar o’na bir büyük gibi yaklaşırlardı. Çoğu köylümüzde Mahzuni’nin yaptığı taklitlerden de kaçındıklarından o’na ölçülü davranırlardı. Hanhangi bir yanlış davranışlarını Mahzuni ye yakalatmak istemezlerdi.
Mahzuni ilkokulu üçüncü sınıfa kadar Berçenek’te Eğitmen Mevlüt Kul’un yanında okudu. O zaman ilkokul dördüncü ve beşinci sınıflar yoktu. Mahzuni bu arada Elbistan’a bağlı Elembey Köyünde iki sene eski yazısını daha da güçlendirmek için Hacı Müftü Efendi’nin medresesinde kuran kursuna devam etti.
Köye ilkokul dört ve beşinci sınıf öğretmeni geldi. 1955/1956 öğretim
yılı ilkokulu köyde okudu. 1956 Mersin astsubay hazırlama Okulunu kazandı. 1959 da bu okulu bitirdi. Ankara Ordunat Tekniker Okulu’na gitti ve daha sonrada Sivas’a gönderildi. Burda kısa bir eğitimden sonra da 1960 ihtilalinde görev üstlenmiş olduğunu biliyoruz.Askeri okulu terk eder ve daha sonra er olarak askerliğini yapar.
Burda saymaya çalıştığım zaman sürecinde Mahzuni daha başka işlerle de karşılaştı. Doğumundan 1960’lı yıllar arasındaki yaşamından anlatmamın sebebi ise; sizlerin duymamış olacağınıza inandığım noktaların varlığı ve bu noktaların kafanızda oluşmuş olabilecek sorulara cevap vereciği kanısını taşımamdan kaynaklanıyor…
Mahzuni 1950, yılı içinde köyden çoğu zaman çevre köylere ve kazalara gider bazen iki üç hafta ve bazen de aylarca gelmezdi. Köye geldiğinde gezip gördüklerini anlatır ve bu anlattıkları büyükler arasında sohbet konusu oluştururdu. Ben Seyrani’yi o zaman Mahzuni’nin anlatımları ile tanımıştım. Mahzuni köyden uzaklaştığı zaman onun dönüşü beklenirdi, hani Şerif gelmedi mi diye sorarlardı.

BERÇENEK:
Köyümüze kış günleri ilkokul Müfettişleri gelirdi, bu insanlar bizim köyde günler hatta haftalarca kalırlardı. O kış günleri köy odaları sabahlara kadar kitap okuma saz çalma ve tartışmaların yapıldığı yerler olurdu. İşte bu toplantılarda büyüklerin yanında başta Mahzuni hiç eksik olmazdı. Köyümüze doğudan çeşitli aşiretlerden insanlar geldiler ve zamanla bizlere karışarak köyümüzün yerlisi oldular.
Bu insanlar sıradan birileri olmadıklarını köyde kaldıkları süre içinde yaptıkları işlerle ve sohbetlerle kannıtladılar. Bu insanlardan Alibeşik, Tayyer efendi ve daha nicelerinin mezarları şuan dahi korunmada. Bazıları harap olsada en azından yerleri belli. Bu erenlerin gelişlerini çok ilginç buluyorum. Köyümüze geldiklerinde köylülerimizin davar veya sığır çobanlığını yapmış, köylülere topluca yemek sofrasında eşlik etmişler… Yani günlük yaşantının her safhasında varlıklarını gösterme kabiliyetiyle köylümüzün sevgisini kazanmışlardır. Köylülerimiz bu erenleri her zaman korumuşlardır. Ben bu erenlerin bazılarını yakınan tanırım. Söz muhabbetlerine tanık oldum.
Berçenek köyü için ‘o köy Moskov’ derlerdi. Nedeni ise Berçenek’te her konunun korkusuzca tartışılmasıydı. Devletin ve partilerin siyasilerin konumu ve bunun yanında din acımasızca tartışılırdı. Köyümüze devlet tarafından gönderilen köy hocaları kısa zamanda ya köylü ile aynı konumda olma yolunu tutar yada kendiliğinden tayınını ister giderdi. Bu nedenle köyümüz çoğu yıllar hocasız kalmıştır. Mahzuni işte Berçenek köyü halkının bu iç içe, daynışma içinde yaşadığı yılların nimetinden nasibini aldı.
Berçenekte Alevi ozanların nefesleri okunur ve sazlı sohbetlerde çalıp söylenirdi. Bunlardan başta gelenler PİRSULTAN, HATAYİ, KAYGUSUZ ve Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Şehbetrettin, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ve daha nice halkın sevgisini beğenisini kazanmış değerli insanlar. Yöremize ait, konuşmaların uzun sürmesi üzerine söylenmiş ve bu günde yeri gelince hatırnanan, güzel bir söz vardır. ” Berçenek’linin sözüne, Kaşan’lının sazına doyum olmaz” derler. Komşu köylerden sohbetlerimize katılanlar ” Berçenek’linin sözüne, Kaşan’lının sazına doyum olmaz! Yeter artık evlerimizi unuttuk” diyerek köylerine gitmek için cemaatten rızalık isterlerdi. Mahzuni bu unutulmaz sohbetler esnasında kendini olgunlaştırmasını bildi. Mahzuni’nin halkının sevgisini kazanmasının temelinde işte o eski yıllar yatıyor diyebilirim.

MAHZUNİ MAHLASI:
Şerif’in Ozanlık mahlası neden ve nasıl Mahzuni oldu diye soranlarınız; bunun da unutulmaz ve gerçek olan geçmişi var elbette: Kazamız Afşin’e bağlı Arıstıl köyünde Körhafız diye bir insan kuranı ezbere okur bunun yanında irticalı olarak türküler de söylerdi. Bu Körhafız evimize geldiğinde köylü onunla hoş sohbet ederdi. Kendisi sünnü olmasına rahmen Alevi köylerinde gezmeyi tercih eder bu Alevi insanından huzur bulduğunu söylerdi.
Amcamların evindeyiz ve köy halkı odanın içini doldurmuş. Mahzuni ile Körhafız karşılıklı türkü ile atışıyorlar. Bir ara türkü söylemeyi bıraktılar, sohbete başladılar Mahzuni’ nin sesi gür olduğu için Körhafız Mahzuni’ yi iriyapılı ‘babayiğit’ biri sanarmış. Körhafız Mahzuni’ye ” Beri gel bakalım delikanlı, yaklaş yanıma” dedi. Mahzuni yanına geldiğinde Körhafız o’nu kuçaklayarak ”Yahu ben seni şöyle babayiğit, boylu boslu biri sanmıştım. Sesin beni korkutmuştu, aslında sen küçük ve çok Mahzun biriymişin” dedi. İşte o gün Şerif ‘e MAHZUNİ mahlası verilmiş oldu ve öyle de kaldı.

EVLİLİKLERİ:
O günler Mahzuni talihsiz şeylerde yaşadı. Köyümüz halkından İbrahim Bulut (biz onlara Dayı da deriz) bize akrabalıkları bir göbek ileri bunun için dayımın kızı ile evlendirdiler der. Mahzuni’nin evlenmesindeki ilginç nokta: Mahzuni çoğu zaman çevre köy ve kasabalara gider Berçenek’te kendisini aratacak kadar kalırdı. Büyüklerimiz ‘Bunu yaşlı başlı bir kızla evlendirirsek evine bağlanır evinin sorumluluğunu taşır’ diyerek İbrahim Bulut’un(biz onlara dayı da deriz, bize akrabalıkları bir göbek ileri) kızı Emine’yi Mahzuni’yle evlendirmeyi münasip gördüler. Mahzuni kendisinden beş yaş büyük olan Emine’yi kabul etmese de zoraki bir evlilik yapıldı. Üç gün süren bu görkemli düğün yapıldığında Mahzuni İlkokul son sınıfta idi.
Bu kısa süren evlilikten Züleyha isminde kızı olmuştu. Emine bir gün küçük Züleyha’yı evde bırakıp baba evine gitti. Resmi evli olmadıkları için ayrılmalarında sorun çıkmadı. İkinci evliliği Suna ile yapan Mahzuni, ikinci hanımından oğlu Emrah, Ferhat ve kızı Şirin olmak üzere üç çocuk sahibi oldu. Bu ikinci evliliğinin huzuru bozulunca Suna’dan ayrıldı. Üçüncü hanımı Antep’de ikamet eden aslen Malatyalı olan Zalhe’nin kızı Fadime ile tanıştı. Bu üçüncü evliliğinden üç kız ve bir oğlu oldu. Bu anlatıklarım Mahzuni’nin kısaca evlilik hayatı oldu.
Değerli canlar yazıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkürler…
En derin saygılarımla…

Ozanın Eserlerinden Örnekler

TABULARMI BOZULDU DEDE

Ne bu talaş tabu larmı bozuldu
Gayıba bağlanma güne bak dede
Batıllar gerçeklerden süzüldü
İnsanlar gerçek deger o hak dede

Aşıklar bir olup yürüsün yolda
Sen de katıl, mutlu olursun orda
Aşkı zikrederiz ikrar var serde
Eşiğimiz kabe başka yok dede

Asırlar önceden Ali yarattık
Lokmayı badeyi onunla tattık
Müslimdigâvurduhepsin bir tuttuk
Ümmet nezdinde gözüm tok dede

Talip miraçlama özden söyledi
Dört duvar arası bizi eğledi
Aşk ile deryayı canlar boyladı
Durma bu deryaya sende ak dede

İş yapan yol aşar yapar hatayı
Bunun içinde bizlerin var payı
Ne olur bırak şu değişmez huyu
Hakka gidenler olurmu yük dede

Her bina bin bir taş kareden olur
O aşkı sevdayı sevgide bulur
Çile cefa çeker hakka varır
Çalışıp koşana vurma ok dede

Bizde ben olurmu her şey bizledir
Ceminde söyleriz nefes sazladır
FezaliHünkara niyaz özledir
Durma önümüze engel çek dede

Hacı Cırık

AH KARDEŞİM

Ah kardeşim kime benzeriz böyle
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz
Dediğin dedikse doğruyu söyle
Sen dersin karedeşiz nasıl kardeşiz

Beni ölümlere terk edersin ya
Her sözün içimde taş ile kaya
İkdidar zulmünü daya ha daya
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz

Topragımız aynı asırlar böyle
Ne olur bir kere gördüğün söyle
Yıkıldık yakıldık şehirle köyle
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz

Kürtleri Türkleri aynı havada
Takıldık asılsız kuru davada
Ayıkmayız bizler neden dahada
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz

Kardeşiz deyipte kandırman bizi
Cenazem sokakta içimde sızı
Yaşamadık bizler baharı yazı
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz

Ölüme terk olduk çaresiz kaldık
Adalet istedik yandıkca yandık
Nedense böyle bir zalime kandık
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz

Fezali dünyaya çağrıda bulun
Asırlar dertlidir sızılar solun
Özgürlük eşitlik bilinen yolun
Sen dersin kardeşiz nasıl kardeşiz

Hacı Cırık

MAHZUNİ’YE ŞİKAYET

Değişmedi sistem soyguncu aynı
Din iman adına yürüyor işler, (Mahzuni)
Başkanla bakanın aynıdır beyni
Din iman adına görüyor düşler, (Mahzuni)

Başkanı değişti roller değişti
Kazan çomça aynı nimeti içti
Elinde yasası savurdu saçtı
Din iman adına vuruyor haşlar, (Mahzuni)

Bin yıl oldu tarih tekerrür etti
Başımız,a zalim faşistler bitti
Örtülü ödenek topladı yuttu
Din iman adına kuruyor puçlar, (Mahzuni)

Sorgusuz sualsiz faili meçhul
İnsanlar kesildi suç işledi kul
Şehit oldu asker hanım kaldı dul
Din iman adına duruyor açlar, (Mahzuni)

Tadı kalmadı hiç yaşam anlamı
Ahiret hesabı sorar imamı
İnsan sevgisi yok yıkıldı hanı
Din iman adına dövüyor öçler, (Mahzuni)

Dininin adına halklar günahkar
Kalmadı haya bir parça namus ar
Kafası kapalı şeyini sıkar dar
Din iman adına sıkıyor kıçlar, (Mahzuni)

Fezali der aynı tanrı cenneti
Başında külahı çalar nimeti
Hürü kılman için eder gayreti
Din iman adına sarıyor puçlar, (Mahzuni)

Hacı Cırık

ALTIN YILLARIM GİTTİ

İşgence zindanda ömrüm bitirdi
Halk adına altın yıllarım gitti
Cellatlar vijdansız cana getirdi
Halk adına altın yıllarım gitti

Yürekli erdemli İnsan özledim
Bedenim yıkıldı sırrım gizledim
Hüçrede çığlıklar coplar izledim
Halk adına altın yıllarım gitti

Dört duvar arası ceyran takılı
Kırbaçlar gardiyan koymaz akılı
Yiğitleri gördüm belden bükülü
Halk adına altın yıllarım gitti

Fezali’m der gençlik çıksın dışarı
Özgürlük adına veririm seri
N’olur anla bunu insanın körü
Halk adına altın yıllarım gitti

Hacı Cırık

ZİNDANLARDA

Zindanda söyledik biz türküleri
Şarkılarla vardık işkencelerde
Canlı tuttuk yoldaş nice binleri
Fiğanlar duyuldu işkencelerde

Ölümleri gördük günler ve aylar
Acılar içinde türküler söyler
Kurşunla vuruldu yoldaş yiğitler
Haykırdık direndik işkencelerde

Duyguyla hüzünle sevindik niye
Yaşama özlemler dirensin diye
Fezalim fırsatı verme ağ beye
Kırbaçta direndik işkenncelerde

Hacı Cırık

CANI CANAN İLE ERENLER

Niyazım ehline kâmili insan
Canı canan ile vardım erenler
Uğramaz semtime şöhret ile şan
Canı canan ile durdum erenler.

Cem olur meydanı bendine irfan
Aşk ile döner dinlemez ferman
Üryan püryan olur sevgi ile can
Canı canan ile nurdum erenler.

Katında rahtımız aslı keremi
Yüce Şah hak ile sardı yârimi
Hakka yakın etti bütün âlemi
Canı canan ile serdim erenler.

Mevla’yı sır ettim vicdanım ile
Pervane dönüyor erkânım ile
Cem olduk yüz yüze meydanım ile
Canı canan ile girdim erenler.

Fezali el ele badeyi içtik
Seyrimiz sıfatı pirimiz seçtik
Evrenin içinde göklere uçtuk
Canı canan ile erdim erenler

Hacı Cırık

KEFENSİZ

Kıblesiz kefensiz dağlarda mezar
Toprak oldu özgür yaşam adına
Vuruldu yaralı dağlarda gezer
Heder etti özgür haklar adına

Egemen sınıfın yasası bela
Zehrini saçiyor yeşeren dala
Ölümü saklıyor şu taprak ana
Canın verdi özgür vatan adına

Ezilen halkların sessiz kalışı
Şehitler anası döker göz yaşı
Feryadı duymuyor devletin başı
Hedef aldı kurşun ülke adına

Fezali der yiğit halkına güven
Olmayasın sakın başından savan
Diren son nefesin dahada dayan
Enson damla kanın vatan adına

Hacı Cırık

DENİZ’E
(Deniz Gezmiş)

Yaylası obası deresi dağı
Damla,damla kaynar akar Deniz,e
Temiz çıkar duru arıdır suyu
İnce uzun yolda akar Deniz,e

Bentleri barajı tutmaya yetmez
Halatı urganı boğmaya yetmez
Temizdir özünde pisliği tutmaz
Dura coşa akar gider Deniz,e

Hedefi derya ummana dönüşür
Tam bağımsız Türkiye konuşur
Yusuf,la Hüseyin ile görüşür
Buluşa danışa varır Deniz,e

O kızıl derenin sarptı yolları
Sorumlu duygusu yazdı elleri
Özgürlük barıştı söyler dilleri
Yarışa vuruşa varır Deniz,e

Fezalim üçgül miras solmaz İNAN
Ölümsüz Nurhak ta yaşıyor SİNAN
Birdi İbrahim Yusuf Mahir ÇAYAN
Seri sırrı içinde gelir Deniz,e

Hacı Cırık

BİR İSİM VARDI /PARİS

Bir isim varıdı mezar taşında
Etrafı karanfil sıra dizilmiş
Doğum ölüm belli erken yaşında
Zarfları takılı dostlar üzülmüş

Adı Yılmaz yazmış yaşıyor ölmez
Mahpus çürütmüş dostları görmez
İşkence yapılmış sırrını vermez
Sıloğan yazılmış dostlar darılmış

İki metre boyu genişce yerde
Toprağı saklamış onu derinde
Ziyaretciler var karanfil elde
Baktıkca bakarlar gönlü burulmuş

Asrı mezarlıkda yol yakın Güney
Orada toplanmış tarihle her şey
Kimi yazar şair ve Yılmaz Güney
Sessiz görünürler sanki yorulmuş

FEZALIM Yılmazın hayranı candan
Selamlar Edirne ve Ardahan’dan
Etraf açık dolu yağmurla kardan
Hasret kalmış öyle toprak sarılı

Hacı Cırık

FEZALİ BABA (Hacı Cırık)
1942 de K. Maraş’ın Afşin kazası Berçenek köyünde doğdu. İlk, orta ve sanat lise eğitimini hem okuyup, hem köyde ve şehirde çalışarak bitirdi.
Din dersinin seçmeli olduğu yıllarda, din dersi öğretmeninin sınıfa ilk girişin de ‘’İçinizde Alevi varsa bilinsin ki o önce Hristiyan olacak ve tövbe ederek Müslüman olacak’’ demesine karşı. ‘Ben Aleviyim’’ deyip tepki koyarak, okul müdürüne, velisinden bir yazı getirip din derslerinden kurtulmuştu.
Şiire ilgisi babasının saz ustası ve Cemlerde Zâkir olması, aynı köylü çocukluk arkadaşı amca oğlu Âşık Mahzuni Şerif ve diğer tanıdığı şairler onu da ortaokul yıllarında HAK ve HALK şairliğine yöneltti.
Ve 1970 yıların devrimci şiir rüzgârlarıyla buluştu.
1971 yılında Almanya Berlin’e göçmen işçi olarak geldi, 35 yıl OrensteinKppel işyerinde çalıştı. 27 yıl işçi temsilciliği ve sendikal hak mücadelesi içinde oldu.
2005 yılında emekliye ayrıldı, Berlin’de yurtseverler daha sonra Anadolu Alevi toplumu olan Cemevi kuruları içinde ve AABF kuruluşunda yer aldı. Çeşitli sivil toplum ve entegrasyon dernek ve projelerinde yer aldı. Multi kültürel tiyatroda (Teater Erfarung) oyunculuk yapıyor, saz çalıyor. Alevi felsefi, emek yanlısı ve güncel politik eleştirisel şiirleri ile insanları ve Alevi yolunu aydınlatmayı sürdüren emektar bir şair Fezali Baba.

Sevgili Ayhan Can;
Bu gönderdiklerimi yayınlarsanız eksiksiz olsun fazlalık olursa bildirmeni rica ederim aşkile.

 

Söyleşi: Ayhan Aydın, Almanya – Türkiye Arası Yazılı Sorulara Yanıtlar, Şubat 2017

Bir Cevap Yazın