HACI BEKTAŞ VELİ DÜŞÜNCESİNİN ÖZELLİKLERİ

1-Te­mel, in­san­dır:

Ha­cı Bek­taş’ın ki­şi­li­ğin­den yo­la çı­ka­rak onun tem­sil et­ti­ği dü­şün­ce­nin özün­de, in­sa­nın yat­tığını söy­ley­bi­li­riz. Ale­vi­li­ği, Ana­do­lu’ya gö­re sı­cak, se­vim­li bir gö­rüş­le yo­rum­la­yan bu dü­şün­ce­de, in­sa­nın kal­bi Tan­rı’nın be­lir­di­ği yer­dir. İn­sa­nın bi­çi­mi de Tan­rı’ya ben­zer. Za­ten, in­sa­nın ru­hu, inan­ca gö­re Tan­rı’nın doğ­ru­dan bir par­ça­sı­dır. Bu yüz­den de oku­na­cak en yü­ce ki­tap in­san­dır… Ge­rek in­sa­nın, ge­rek di­ğer can­lıla­rın ka­nını akıt­mak bu inanç­ta en bü­yük gü­nah­tır. Bu ne­den­le ka­til­ler, Ale­vi-Bek­ta­şi ke­si­min­de as­la ba­ğış­lan­maz­lar.

2-İn­sa­ni eşit­lik:

Bu dü­şün­ce­de ya­ra­tıl­mış­la­rın tü­mü ay­nı de­ğer­de­dir. Bü­yük kü­çük, zen­gin fa­kir, ka­dın er­kek ay­rımı yok­tur.

3-Ka­dın erkek eşittir:

Ale­vi-Bek­ta­şi dü­şün­ce­sin­de ka­dın, er­ke­ğin ge­ri­sin­de de­ğil­dir. Onun eşi eşit­tir… Ge­rek iş için­de, ge­rek gün­cel ya­şam­da ka­dın er­kek­le bir­lik­te­dir. Kaç­ma, ka­pan­ma di­ye bir şey söz ko­nu­su de­ğil­dir. Ka­dın-er­kek iliş­ki­si te­k eş­li ev­li­li­ğe da­ya­nır. İran’da gö­rü­len “mu­ta” (ge­çi­ci ni­kâh) Ana­do­lu Ale­vi­le­rin­de yok­tur. Er­ke­ğin ka­dı­nı bo­şa­ma­sı, çok zor ko­şul­la­ra bağ­la­na­rak ai­le­nin ko­run­ma­sı amaç­lan­mış­tır.

4-Halkın düşüncesi önemlidir:

Ha­cı Bek­taş dü­şün­ce­si­ne gö­re, dün­ya iş­le­ri, tüm hal­kın ka­tılımı ile cem tö­ren­le­rin­de çö­zü­lür, in­san­lar, ger­çek bi­çim­de, halk ta­ra­fın­dan yar­gııla­nır, suç­lu gö­rü­len­le­re, top­lum­sal yap­tırım­lar uy­gu­la­nır­dı.

5-İbadet, toplumsaldır:

İba­de­tin ama­cı, in­sa­nın ken­di­si­ni ek­sik­siz kıl­mak­tır. Amaç, her­ke­si ol­gun (kâ­mil) in­san yap­ma­ya yö­ne­lik­tir. Bu ne­den­le, in­san say­gısı, iba­de­tin te­me­li­dir. Kâ­be, in­sa­nın gön­lü­dür. Na­maz, ger­çek­ler kar­şısın­da eğil­mek­tir. Ab­dest, in­sa­nın için­de­ki kö­tü­lük­le­ri at­mak­tır. İba­det­ten amaç, iyi, dü­zen­li bir top­lum ya­rat­ma­ya ça­ba­la­mak­tır.

6-Cem töreni:

İba­de­tin top­lum­sal­laş­tı­rıl­ma­sı, cem tö­re­ni ile müm­kün ol­muş­tur. İba­det Türk­çe’dir. şi­ir, mü­zik ve se­mah­la zen­gin­leş­ti­ri­lir. Ço­luk ço­cuk, bü­yük kü­çük, ka­dın er­kek bü­tün Ale­vi-Bek­ta­şi­ler bir­lik­te iba­det et­miş­ler­dir. Bu ger­çe­ği bil­me­yen­ler, ve­ya bu ke­sim­le­re düş­man olan­lar, on­la­rın bu tö­ren­le­ri­ni mum­sön­dü ola­rak ni­te­len­dir­miş­tir. Bu if­ti­ra­nın ger­çek­le il­gi­isi yok­tur.

7-İslamiyetin samimi bir yorumu:

Ale­vi-Bek­ta­şi inan­cının özü İs­la­mi­yet­tir. Bu­nun te­me­lin­de ön­ce Al­lah, son­ra pey­gam­ber Hz.Mu­ham­met’le onun da­ma­dı, ve­li­le­rin ba­şı İmam Ali ge­lir. Al­lah-Mu­ham­met-Ali kav­ra­mı, tu­tu­cu­luk­tan uzak bir yo­rum­la gü­zel sa­nat­la­rın içi­ne alına­rak iş­len­miş­tir.

8-Kardeşlik (Musahiplik) düzeni:

Ale­vi-Bek­ta­şi yo­lun­da, her ye­tiş­kin in­san hu­yu su­yu ken­di­si­ne ben­ze­yen bir baş­ka in­san­la mu­sa­hip (yol kar­de­şi) ol­muş­tur. Bun­lar bir­bir­le­riy­le sa­mi­mi bir da­ya­nış­ma içi­ne gir­mişler­dir. Böy­le­ce kar­deş­li­ği­nin ya­nı sıra yol kar­deş­li­ği oluştu­rul­muş­tur.

9-Eline, diline, beline; aşına, işine, eşine sahip olmak:

Ale­vi-Bek­ta­şi ah­lak il­ke­si, kısa­ca böy­le özet­len­miş­tir. İn­sa­nın eliy­le iş­le­di­ği kö­tü­lük­ler(hır­sız­lık ve can ya­kıp ca­na kıy­mak) di­liy­le iş­le­dik­le­ri(de­di­ko­du, ya­lan,çe­kiş­tir­me, kov ve gıy­bet), be­liy­le yap­tık­la­rı(cin­sel suç­lar, sar­kın­tılık­lar) ya­sak­lan­mış­tır. Baş­ka­la­rının ka­dın­la­rı, ba­cı(kız kar­deş) ola­rak çağ­rılır. Bu yol­da, her in­sa­nın na­fa­ka­sını ka­zan­ma­sı, eşi­ne ve işi­ne sa­hip ol­ma­sı, ava­re do­laş­ma­ma­sı te­mel­dir.

10-Dünyacılık:

Ale­vi-Bek­ta­şi dü­şün­ce­sin­de bir lok­ma, bir hır­ka fel­se­fe­si­nin ye­ri yok­tur. Ça­lış­mak en bü­yük iba­det­tir. Ça­pa­nın ke­ra­me­ti en bü­yük ke­ra­met sa­yılır. Ka­de­re bağ­lan­mak, red­de­di­lir… İn­sa­nın ken­di ka­de­ri­ni ken­di­si­nin çiz­di­ği­ne ina­nı­lır. Din ola­yı, gün­de­lik ya­şa­mın dışına çıkar­tılır, ki­şi­nin vic­da­nıy­la sınır­la­nır, ki­şi­sel­leş­ti­ri­lir.

11-Dinli-dinsiz ayırımı yoktur:

Ha­cı Bek­taş’a gö­re, inanç­lı in­san da, inanç­sız da ay­nı dam­la­dan ya­ra­tıl­mış­tır. İn­san­la­rı inanç­la­rına gö­re yar­gıla­mak, in­san­la­rın gö­re­vi ola­maz.

12-Verici olmak temeldir:

Bu dü­şün­ce­de, te­mel ta­vır, ve­ri­ci ol­mak­tır. Ge­rek mad­di, ge­rek ma­ne­vi yön­den ve­ri­ci olan in­san, ol­gun in­san, ger­çek in­san sa­yılır.

13-Aşk ve muhabbet önde gelir:

Ale­vi-Bek­ta­şi dü­şün­ce­si­nin te­me­lin­de aşk ve mu­hab­bet var­dır. Bu aşk, ebe­di ger­çe­ğe yö­ne­lir. On­dan da yan­sıya­rak in­sa­na ula­şır. Sev­gi ve say­gıyı tat­lı söz­ler­le(soh­bet­le) ya­şa­mın bir par­ça­sı ha­li­ne ge­tir­mek, gün­de­lik ha­ya­ta sok­mak ana hedef­tir.

14-Bütün görüşlere açık olmak:

Ha­cı Bek­taş, “Bü­tün tav­la­lar­dan ko­pan­lar, bi­zim tav­la­mız­da eğ­len­sin” di­ye­rek ayırım gö­zet­mek­si­zin bü­tün in­san­la­rı ken­di dü­şün­ce­si­ne ça­ğır­mış, ka­pıla­rını her­ke­se aç­mış­tır. Al­çak gö­nül­lü ol­mak ise, bu açık gö­rüş­lü­lü­ğün ve ge­niş ka­rın­lılığın anah­ta­rı ol­muş­tur. Ben­lik, bu dü­şün­ce­de, şey­tan’ın ken­di­si­dir.. iyi yaşamak, iyilik cennet; kötü yaşamak ve kö­tü­lük ce­hen­nem­dir…

15-Sivil toplum yaratmak:

Anadolu’da yeşeren Hacı Bektaş düşüncesinde, temel olgulardan birisi, toplumun sivil özelliklere göre biçimlendirilmesidir. Askersel ve buyruksal düzenlemeler kabul edilmemiş; insanın özgürlüğü, özgür seçimi, oyu ön planda olmuştur. Kararlar, yöneticilerin buyruklarıyla değil, katılımcılıkla alınmıştır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bugün demokrasi ile getirilen özgür oy, özgür seçim olgusu bundan en az yedi yüz yıl önceden, Alevi-Bektaşi köylerinde içe kapalı haliyle uygulanmış, yaşama geçirilmiştir.

16-Güzelliğe açık olmak:

Alevi-Bektaşi düşüncesinde, tutuculuk yoktur. Şeriatın getirdiği insanı boğan yasaklar kabul edilmemiştir. Kişinin inancı ve vicdanı üzerine konulan baskılara karşı çıkılmıştır. Şiir, müzik, resim, dans, kadın erkek birlikteliğiyle gerçekleştirilmiştir. Çok güçlü bir sözlü kültür dünyası yaratılmıştır.
Alevi-Bektaşi kesiminin bu bağımsız görüntüsü, tutuculuktan uzak yaşaması, Osmanlı Devleti zamanında, bu kesimden insanların, dinsizliğe varan biçimde ağır suçlarla suçlanmalarına neden olmuş; katledilmeleri yolunda müftüler, şeyhülislamlar fetvalar vermiştir. Bu nedenle, Osmanlı Devleti’ni tarihin karanlıklarına gömen çağdaş Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu kesimler tarafından çok sevilmiş, Mehdi gibi görülmüştür. Bugün de Atatürk devrimlerinin ve laikliğin savunucusu olan temel güçlerden birisi Alevi-Bektaşi kesimidir.

Bir cevap yazın