CAMİ ve CEMEVİNİN (ER MEYDANI) KIYASLAMASI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CAMİ ve CEMEVİNİN (ER MEYDANI) KIYASLAMASI

Doç. Dr. BEDRİ NOYAN DEDEBABA

Alevilikte temel sözcük:
“Benim yolum demirden leblebi, ateşden gömlektir. Bu leblebiyi yiyecek ve gömleği giyecek kemale eriştiysen gel”.
Cem evi – Meydan odası Alevi-Bektaşinin ibadet yeridir.

Cami’ye gündüz gidilir, orası sıfata tabidir. —

Meydan’a ise gece gidilir zat’a mazhardır.
Yani Cami gündüz açık, gece kapalı;
Şimdi kendinize sorunuz Allah’ın evini kapatmak hangi dinde vardır),
Meydan ise gündüz örtülü gece açıktır?

Cami sıfatlar alemi, —
Meydan Zati-İlahi sırrıdır.
Cami’de Şeriat, Meydan’da marifet vardır.
Cami’de ibadet, Meydan’da da ibadetle beraber Nefes Var.

Cami – (Inne evvel-ebeytin vuzia’linnas) 3 Ali İmran Suresi ayet 96/97:
İnsanlar için ilk kurulan kutsal ev anlamında yani Mekke’deki evdir ve kutsaldır.

Meydan ise (Feeynema tevellu fesemme vechullah) :
Hangi tarafa dönerseniz Allah’a ibadet ve itaat yeri orasıdır anlamındadır.

Meydan Beytul-Mukkaddesdir-Kutsal evdir. Gayb erenlerin toplantı yeridir.
Mahşer yeridir.

Uhrevi doğuş alandır. Meydan ezelin başlangıcı – Ebedin sonudur.

Can alınıp can verilen, Peyman (söz/yemin) alınıp, ikrar verilen yerdir.
Meydan ölmeden ölen için öğünülen yerdir.
Ölmeden ölen için öğünülen kabirdir…
Ezeli kudretin meydana vurduğu yer, ” Nun velkalem” noktasıdır.
Adem’in mebde ve miad’i yani önü ve sonudur.

Meydan ezeli sahne, Ali’nin isteği, tecelli makamı, Tanrı evi.
İlahi aşk bahçesi,
Tanrı sırrının niyaz sayfası, yaratıcının sırlarının meydana vuruş alanı,
Aşıkların Cennetidir.

Cami’ (Fevell i vecheke satr-al mescidil harami)
2. Bakara Suresi ayet: 149.
Türkce’si: Yüzünü mesci’dil haram tarafına döndür anlamındadır.

Cemevi / Meydan ise “Velillah-il meşrik u velmagribu…
Türkce’si Doğu tarafı da batı tarafı da Allah’ındır hükmüne uymuştur.

Cami dünya meydanı, — Cemevi büyük mahşer yeridir.

Cami, Hayat örneği, — Meydan ise Edebi hayata götüren ölüm sahnesidir.

Cami’de ibadet, Tanrı’ya olan borcu ödemek; (Tanrı borç isteyecek dilenci değildir)
Cemevi’de niyaz ise Mirac’a varmak içindir.

Cami, güven yeri; — Meydan, sonsuz saltanat yeri, kurban yeridir.

Cami’nin taştan mihrab ve duvarı var;
Meydan’da, Nur’dan “Elestü Mihrabi….
(Elestü bi Rabbbikum kaalu bela) 7. Arat suresi ayet: 171.
Türkcesi: Ben sizin Rabbiniz değil miyim demiş onlar da “Evet” demişlerdi.

Cami’de Kıbleye dönüş var,
Meydan’da karşılık – Yüz Yüze oluş vardır.
(Tasavvuf sözcüklerinden Benim kıblem insandır sözcüğü buradan kaynaklanır)

Cami’de hoca ve muezzin var; yani şeriat var,(Din’in devlet yönetimiyle idare edilmesi- atanmış görevlidir)

Cemevi / Meydan’da Murşid ve Rehber var. Atanmadan ehli kamile ulaşan kişidir.

Cami’de sonradan konma bir minber var;
Meydan’da Tahtı-Muhammed’i var
(Tanrı elçisinin Gadir-i Humm’daki konuşma kürsüsü)

Cami’de ezan’ı Muhammed’i;
Meydan’da ezanı muhabbeti ve gülbenki Ahmed Yesevi vardır.

Cami’de yazılı Kur’an; Meydan’da telli konuşan Kur’an vardır.

İslam olmayan dinlerde olduğu gibi, Cami’de her dua sonrası, Amin, denir;

Meydan’da ise Allah Allah!.. nidaları yükselir

Cami’de Fatiha okunarak el yüze sürülür;

Meydan’da Fatiha’nın sırrı görülerek yüz yere sürülür – Niyaz edilir.

Cami’de ehli “Liya’büdun” halinde;
Meydan, ehli “Liya’rifün” sırrındadır.
(51. Zariyat süresinin 56 ayeti: Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım anlamındadır.

Alevi üstadları, erenleri mistik anlayışlarıyla bu ayetteki kulluk etsinler “Liya’büdun” sözünü, beni bilsinler yani “Liya’rifun” anlamnda tefsir etmişlerdir. Yukardaki cümle’de buna işaret ediyor.)

Cami’de namaz kılanlar birbirlerinin yüzünü görmeden dururlar, Bir öndeki sıra ardındakine sırtını dönmüştür.

Oysa meydanda halka oluşturulur ve her kişi bir birinin aynasıdır.

Camide beş vakit namaz kılınır
Meydanda da 17 kemerbest çekilir -Yani yalnız bir günün farzları yerine getirilir. Farzda yalnız Emek – İş ve Aş ve Felsefedir.

Camiye giderken insanlar dış dünyasını temizler gider yani abdest alır.
Cemevi / Meydana girmek için dış dünya değil herşeyden önce kişi iç dünyasını, özünü temizlemesi gerekir – İnsan insanın aynasıdır felsefesiyle hiçbir zaman kadın erkek ayırımı yapmadan bir kişi diğerine baktığında kendisini görebilmelidir.

İşte bu nedenledir ki, Er Meydanında 17 kemerbest çekilirken oradaki bulunanlar iç ve dış dünyalarıyla bir ses bir nefes bir bütün olmaları gerekir.

Yani Hakk’ı hakikat içerisinde arayıp mağrifetle yoğurup Hak/Tanrı sevgisiyle bütünleşmesidir. Yanındaki kişiye baktığında yalnız kendisini görür – kadın erkek ayırımı olmadan hak sevgisiyle gönül kaynaşması, Allah Allah sesleriyle kardeşlik, dostluk ve insan sevgisinin aşılandığı yerdir Er Meydanı. Bu gönül kaynaşmasını karşı mezhepler, genelde Sunni kesimi kötüye yorumlar, mum söndürme veya horoz uçurma gibi hiç de ahlaka sığmayacak söz ederler. Bu tür ithamlar elbette kendilerinin ulaşamadğı Tanrı sevgisine, böylesi manevi kaynaşmaya çamur atmaktan başka birşey değildir.

Daha gerçekçi olmak gerekirse Alevi ve Sünnü nesil olarak arasında hiç de fark yoktur. Çünkü her iki toplum da Anadolu’nun bağrında ortak barınmış, ortak kültürlere sahip çıkmış Türkmen boylarındandır.

Ancak siyasi ve ideolojik açıdan bakacak olursak, farklılıklar oldukca açık ve nettir. Aleviler baskı ve sömürüye karşı daha duyarlı olmuşlar devamlı iktidara karşı tavır alıp mücadele verip halk yönetim sistemini istemişler.
Ne var ki, Aleviler, 16 yüz yılla başlayan halifelik ve İslam rönansansı diye empoze edilen Arap milliyetciliğini yani Arap İslamiyetini kesinlikle kabul etmedikleri için sürekli baskı altında kalmışlardır.

Oysa Sünnü toplumu daha devletci olup herşeyi devlet bilir anlayışıyla vatan millet duygularıyla da devletin yanında yer alıp Aleviliğe karşı mücadelede bulunmuşlardı

16.yy dan sonra Osmanlı döneminde bu tür eylem devam etmiştir. Klasik örneklere bakacak olursak, Osmanlı öncesi bile Baba İshak’ın Babai isyanı;
Osmanlı’nın kanlı zalim devrinde Şah İsmail – Yavuz karşılaşması, Şeyh Bedrettin ayaklanması , Celali isyanları, Pir Sultan’ı dar ağacına götüren bitmez tükenmez öyküler.

Kurtuluş savaşında bağımsızlık için mollalara karşı Alevilerin Atatürk’ün yanında yer almas, Dersim katliamı, Çorum, Kayseri, Maraş olayları ve tarihte yeni bir utanç sayfası açan Pir Sultan şenliklerinin Sivas’da kanlı bir şekilde bastırılmasıyla Madımak katilamı çağdaş kitleler için unutulmayacak yara açmıştır..

Bakın Atatürk’ün Din konusunda 1931 yılında ilk çıkan ve okullarda okutulması gerekirken sansürde kalan sözleri:Gazeteci, Yazar Can Dündar’ın araştırmasından:
“Din meselesine gelince…
İlk Meclis’in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğru… Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk’ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş. Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa’ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı. Kitap, 1931’de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa’nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların “Millet” bölümünden satırlar:
“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..)
Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (…..)
“Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
“Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)”… din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra…” Yeterince açık değil mi? Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider hâlâ yanlış yorumlanıyor?